|
|
| 21.02.2012 |
 |


|
E-ticaretin lideri markafoni oldu
Yüzde 68 büyüme hızıyla Hindistan’dan sonra dünyanın en hızlı büyüyen ikinci e-ticaret sektörü olan Türk e-ticaret sektörünün son durumunu, Aralık 2011 comScore verileri ortaya koydu. comScore verilerine göre perakende kategorisinde markafoni grubu, toplamda en yüksek aylık ziyaret, tekil ziyaretçi ve sayfa görüntülenme sayısıyla Türk e-ticaretinin lideri olurken, markafoni grup bünyesindeki markafoni.com’un da özel alışveriş kulüpleri arasındaki lider konumu devam ediyor. Aylık 17 milyon ziyaret, 340 milyonun üzerinde sayfa görüntülenme sayısı ve 6 milyon 600 bin toplam tekil ziyaretçisi ile markafoni rakiplerini açık ara farkla geride bıraktı. 5 milyona yakın üyesi olan markafoni, 32 bin metrekarelik lojistik merkezinde 50 bin paket gönderim kapasitesine ve ayda 550 bin ürün satışına sahip.
Türk internet dünyası yurtdışında “Digital Bosphorus” olarak adlandırılıyor ve hızlı büyümesiyle dikkat çekiyor. Bu hızla büyüyen, son derece dinamik internet dünyasında markafoni de önde gelen bir internet şirketi olarak yer alıyor. markafoni’nin infografiğine göre Türkiye’de şu an 35 milyon internet kullanıcısı var ve bu rakam Türkiye’yi Avrupa’daki en büyük beşinci, dünyadaki en büyük on üçüncü internet toplumu yapıyor. Türkiye’de 9 milyon online alışveriş kullanıcısı varken, kredi kartı kullanıcılarının sayısı ise 51 milyon. Türkiye yüzde 64’lük kredi kartı penetrasyonuyla dünyadaki en büyük yedinci pazar konumunda. Türk internet kullanıcısı aylık internette geçirdiği ortalama 32,4 saatle Avrupa ülkeleri içinde 3. sırada bulunuyor. Türkiye Facebook kullanımında dünyada altıncı, Friendfeed kullanımında dünyada birinci, Twitter kullanımında ise dünyada dokuzuncu.
| Kaynak: |
http://www.mediacatonline.com/Home/HaberDetay?haberid=54407
|
|
|
|
| 20.02.2012 |
 |


|
Avea, Türk Telekom'un yüzünü güldürdü
Türk Telekom Grubu Üst Yöneticisi (CEO) Hakam Kanafani, Grubun gelir artışının yüzde 40'ının Avea'dan geldiğini bildirdi. Kanafani, Avea'nın 2011 yılı finansal sonuçlarına ilişkin düzenlenen basın toplantısında yaptığı konuşmada, Avea'nın Grup içindeki önemine işaret etti.
Türk Telekom Grubu'nun gelir artışının yüzde 40'ının Avea'dan geldiğini, bunun Grubun gelir akışlarının da ne şekilde değiştiğini gösterdiğini belirten Kanafani, geniş bant, mobil ve ADSL'den daha fazla gelir etmeye başladıklarını söyledi.
Mobil sektördeki büyük rekabete dikkati çeken Kanafani, ''Grubun geçen sene konsolide gelirleri yüzde 10 arttı. Türk Telekom tarihinde, hatta dünyadaki yerleşik operatörlerin hepsine baktığınızda en fazla büyümelerden bir tanesiyiz. Bunu çok önemli buluyorum. Pazara hala geliri büyüyen bir şirket olduğumuzu göstermeye çalışıyoruz'' diye konuştu.
''2,4 milyar liralık yatırım harcaması''
Geçen hafta yatırımcılara yönelik gerçekleştirdikleri toplantıda yatırım harcamalarının 2,4 milyar lira olacağını söylediklerini anımsatan Kanafani, ''Aynı şekilde gelir büyümesinde de 2012 yılında yüzde 6 ila 8'i hedefliyoruz. Son 6 yıldaki yatırım harcamalarımıza bakarsanız, rakamın Grup seviyesinde 12 milyar liraya çıktığını göreceksiniz. Sadece geçen sene yüzde 35 artış oldu bu alanda ve yılı da 2,29 milyar lira ile kapattık'' şeklinde konuştu.
Son 6 yılda fiber optik yatırımları da devam ettirdiklerini, altyapıyı yüzde 40 büyüttüklerini anlatan Kanafani, Türkiye'de zaten 3,5 milyon haneye fiber ile ulaştıklarına değindi.
Grup şirketleri olarak işbirliği içinde olmak gerektiğini vurgulayan Kanafani, ''Biz, tek bir teknolojinin tek bir ortamın diğer tüm teknolojilerin üstünde olacağını ve hükmedeceğine inanmıyoruz. Biz tam tersine dünyanın yakınsamaya doğru gittiğini düşünüyoruz. İletişim hizmetlerinin bütüncül bir şekilde sunmanın önemli olduğuna inanıyoruz'' yorumunu yaptı.
''Avea, net müşteri sayısını 1,1 milyon artırdı''
Soruları da yanıtlayan Kanafani, yatırımlara ilişkin bir soru üzerine şunları kaydetti:
''Şirket yatırım yapmaya karar verdiği zaman sadece network'e yatırım yapmıyor. Doğru bir yönetim ve doğru bir vizyona da yatırım yapıyor. Tabii hissedarlar açısından daha güvenilebilir yatırım harcaması yapmak önemli. Biz Yönetim Kurulu ve hissedarlar olarak, Avea'nın yönetiminde bu güveni buluyoruz. Avea, 2011 yılında net müşteri sayısını 1,1 milyon civarında artırdı ve sadece bir önceki şebekeyle bu yapılsaydı bile mümkün olmayacaktı. Bu kadar büyük bir müşteri artışına ek olarak daha kaliteli, network'ün de daha iyi olması ve daha geniş kapsama alanı, teknik ekibin yaptığı çok büyük yatırımı gösteriyor.
2012 yılında yatırım harcamaları miktarını zaten 2,4 milyar liraya çıkardık. Burada 2011 ve 2012 yılında çok yüksek yatırım harcamalarıyla ortaya çıktık. Bunda Erkan Bey ve ekibinin de payı var. Önümüzdeki yıllarda, 2013 ile 2014 yıllarında yatırım harcamalarında birtakım düşüşler olacaktır. Ama 2011 ve 2012, belirgin, çok yüksek yatırımların olduğu yıllar...''
Türk Telekom Grubu olarak yakın gelecekte, orta vadede ve uzun vadede Avea'yı tamamen desteklediklerini, güvendiklerini dile getiren Kanafani, düzenlemelerin olmasını istediklerini, ancak bunların pazar etkilerinin de olduğunu söyledi.
''Avea, çok sağlıklı atlet gibi''
Kanafani, ''Avea'nın hızlı büyümesinden rahatsız oluyor musunuz?'' şeklindeki bir soruyu ise şöyle yanıtladı:
''Nasıl rahatsız olabiliriz ki? Eğer kardeşiniz, ekip arkadaşınız, yani bir varlığınız büyüyorsa, kendini kanıtlıyorsa rahatsız olmayız. Aslında tam tersi olursa biz rahatsız oluruz. O yüzden tam olarak dikkatimizi yönlendirmiş oluruz. Bütün yatırımlar oraya kanalize ediliyor ve böyle olmaya da devam edecek. Çünkü çok güveniyoruz. Yönetim, çok kredi sahibi. Avea, çok sağlıklı bir atlet gibi... Steroid almış bir vücut geliştirmecisi olmayacak. Aktif, sağlıklı, yakışıklı, verimli bir şekilde çalışan, etkili bir atlet olmaya devam edecek.''
''Numara taşımada net 626 bin kişilik kazanım''
Avea Üst Yöneticisi (CEO) Erkan Akdemir de geçen yıl data gelirini önceki yıla göre yüzde 146 oranında artırdıklarını ve 220 milyon liraya çıkardıklarını söyledi.
2011'de yıllık gelirlerinin yüzde 16 oranında artarak 3 milyar 81 milyon liraya yükseldiğini belirten Akdemir, numara taşımada da net 626 bin kişilik kazanımla ''lider'' olduklarını kaydetti.
Avea'nın yılın son çeyreğinde abone başına konuşma süresini bir önceki yıla göre yüzde 18 artırıp 269 dakikadan 316 dakikaya çıkararak ''en çok konuşturan operatör'' unvanını 2011 yılında da koruduğunu ifade eden Akdemir, yılın son çeyreğinde 300 bin yeni abone kazanarak toplam abone sayısını 12,8 milyona yükselttiklerini vurguladı.
''EBITDA, yüzde 15'lik artışla 383 milyon lira''
Geçtiğimiz yıl faturalı abone sayısında yüzde 20, toplam abonede yüzde 10 büyürken, faturalı abone oranını yüzde 44'e çıkardıklarının altını çizen Akdemir, 12,8 milyon abonenin 5,6 milyonu faturalılardan oluşan Avea'nın, faturalı abone sayısı ve gelirlerdeki artışla abone başına aylık gelir rakamının (ARP) ise yıllık ortalama 18,6 liradan 20,4 liraya çıktığını söyledi.
Erkan Akdemir, 2011'de bir önceki yıla oranla faiz, amortisman, vergi öncesi karlılığı (EBITDA) yüzde 15 artırarak 383 milyon liraya yükselten Avea'nın, bağlı bulunduğu grubun hedeflerine de kritik anlamda katkı sağlamış olduğunu belirtti.
Türkiye genelinde 450'ye yakın bayiye yeni mağaza konseptini uyguladıklarını, 3 bin zincir mağaza lokasyonunu da bünyelerine kattıklarını kaydeden Akdemir, 2011 yılında toplam 800 milyon lira yatırım yaptıklarını, 2012'de de yatırımlara devam edeceklerini vurguladı.
Geçtiğimiz yıl 638 milyon liralık yatırımla kapsama alanını yüzde 98'e çıkardıklarına işaret eden Akdemir, ayrıca İzmir ve Bingöl çağrı merkezlerinin devreye girmesiyle 6 ilde istihdam yarattıklarını, 2011'de müşteri hizmetleri çalışan sayısını yüzde 58 artırarak bin 500'ün üzerinde yeni işe alım gerçekleştirdiklerini belirtti.
''Gelirlerin yüzde 26'ya yakını yatırıma dönüştü''
Akdemir, sorular üzerine, yaptıkları yatırımlar ve kapsama alanının genişlemesiyle birlikte maliyet artışının olduğunu, bir taraftan teknolojinin getirdiği yeni kurallar ve yeni optimizasyonlarla birlikte maliyet düşüşünün de sağlandığını söyledi.
Faaliyet zararının her yıl azaldığına işaret eden Akdemir, bunun hangi yıl pozitife döneceği konusunda bir öngörüde bulunmanın zor olduğunu, diğer taraftan 2011 yılında gelirlerin yüzde 26'ya yakınının yatırıma dönüştüğünü bildirdi.
2009 yılından 2011'e gelene kadar piyasada daralma görüldüğüne değinen Akdemir, ''2011 yılının ilk çeyreğinden itibaren tüm operatörlerde bir büyüme başladı. O büyümenin nedeni nedir, onu çok analiz etmek mümkün değil. Ama ekonomik büyümenin, bunun üzerinde büyük katkısı olduğunu söyleyebilirim'' diye konuştu.
''Çektiklerimizi bir Allah bilir, bir biz biliyoruz''
Avea Üst Yöneticisi Akdemir, regülasyonlara ilişkin soru üzerine ise şu görüşleri dile getirdi:
''2010 yılı regülasyon açısından bayağı fırtınaların yaşandığı bir yıl oldu. 2011 yılı, o anlamda biraz daha yapılan değişikliklerin sonuçlarının görüldüğü, meyvelerin alındığı bir yıl oldu. Ama 2012 yılında en azından ara bağlantıyla ilgili sektör bir beklenti içine girdi. Son 2 yıldır ara bağlantı fiyatlarında düşme olmuyor. Bu yıldan itibaren düşme beklentisi yüksek seviyede.''
Baz istasyonlarına ilişkin düzenlemelerin yapılmasının oldukça sevindirici gelişme olduğunu ifade eden Akdemir, ''Sahada yatırım yaparken çok ciddi problemler yaşıyoruz. Bir taraftan bahsettiğim gibi çok büyük fedakarlıkla yılda 800 milyon liraya yakın yatırım yapıyoruz. Ama yaparken de çektiklerimizi bir Allah bilir, bir biz biliyoruz. O anlamda yatırım ortamını iyileştirecek ilk adımın atılıyor olması oldukça sevindirici'' yorumunu yaptı.
Erkan Akdemir, rekabetin çok sağlıklı olduğunun altını çizerek, ''Rekabet sadece vatandaşlara yaramıyor. Operatörlere de yarıyor. Hiç kimse, biz de rekabetten şikayet etmiyoruz. 2012 yılı kötümser yapılan senaryoların olduğu bir yıl olmayacak diye umuyoruz'' dedi. Etiketler : Avea
| Kaynak: |
Avea, Türk Telekom'un yüzünü güldürdü
|
|
|
|
| 13.02.2012 |
 |


|
İşyerinde aşka patronlar onay veriyor, evlenince ast-üst ilişkisi istemiyor
Türkiye Personel Yönetimi Derneği’nin (PERYÖN) 14 Şubat Sevgililer Günü öncesinde şirketlerin “işyerinde aşk” konusuna bakışını ele aldığı ankete göre, Türkiye’de yöneticilerin yüzde 73’ü “iş yerinde aşkı” olağan karşılıyor.
İş arkadaşları arasında aşk olmaması gerektiğini düşünenlerin oranı yüzde 17’de kalırken, kararsızların oranı ise yüzde 10 oldu. Sevgililer Günü için özel bir aktivite düzenleyecek şirketlerin oranı ise yüzde 9’u buluyor. Evli çiftlere prosedür var PERYÖN’ün internet üzerinden yaptığı “Eşlerin Aynı İşyerinde Çalışması” başlıklı ankete 30’a yakın sektörden, orta ve üst düzey 170 yönetici katıldı. Anketin sonuçları, şirketlerin yüzde 74’ünde eşlerin aynı şirkette çalışmasına izin verildiğini ortaya koydu. Her 4 şirketten yalnızca 1’inde evli çalışanların durumunu düzenleyen yazılı bir prosedür bulunuyor. Yazılı prosedürü olan şirketlerin yüzde 55’inde bu uygulama 5 yıl ve daha uzun zamandan beri var.Aynı şirkette çalışırken evlenmeye karar verenlerle ilgili düzenlemelere bakıldığında, şirketlerin yüzde 36’sında bu konuda bir prosedür olmadığı görülüyor. Her 10 şirketten yalnızca 1’inde evlilik halinde eşlerden biri şirketten ayrılmak zorunda. Çalışırken evlenen çiftlerin aynı departmanda çalışmasına izin vermeyen şirketlerin oranı yüzde 35 iken, aynı departmanda çalışmalarına izin verip eşlerin ast-üst olmasını engelleyen şirketlerin oranı yüzde 11 oluyor. Evli çiftlerin aynı işyerinde çalışmasına yasak konulup konulmaması konusunda katılımcılar yasaktan yana değil. Katılımcıların yüzde 72’si yasak olmamasını ama aynı departmanda ya da ast-üst ilişkisi olacak şekilde çalışılmaması gerektiğini düşünüyor. Buna karşılık her 4 katılımcıdan 1’i evli çiftlerin aynı şirkette çalışması engellenmeli diyor. Rakip şirkette çalışma İş dünyasının “eşlerden birinin rakip şirkette çalışmasına” nasıl baktığının da tespit edildiği ankete göre, eşlerden birinin rakipte çalışmasını yasaklamayan şirketlerin oranı yüzde 70. Şirketlerin yüzde 15’i rakip şirkette çalışmayı yasaklarken, yüzde 15’i de sıcak bakmıyor. Yasaklamayan şirketlerin yüzde 34’ü gizlilik sözleşmesi yaparak şirket bilgilerinin dışarı çıkmasını engellemeye çalışıyor. Yüzde 66’sı ise eşlerden biri rakip şirkette çalışsa da gizlilik sözleşmesi yapmıyor. Flörtü insan kaynaklarına bildirin İŞYERİNDEKİ kadın-erkek ilişkileri konusunda prosedürü olan firmaların yüzde 20’sinde, “flört edenler” bu durumu yöneticilerine ya da insan kaynakları birimine bildirmek zorunda. Bu zorunluluğun olmadığı şirket oranı ise yüzde 68 oldu. Araştırmaya katılanların yüzde 36’si ise flört edenlerin bunu yöneticilerine ya da insan kaynakları birimine söylemesi gerektiğini düşünüyor.
| Kaynak: |
http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/19903940.asp
|
|
|
|
| 08.02.2012 |
 |


|
Teknoloji şirketlerinde 'ayakta toplantı' trendi
Yazılım dünyasının rekabet ortamında hayatta kalmaya çalışan teknoloji şirketleri, verimliliklerini artırmak için çeşitli yöntemlere başvuruyor. En çok başvurulan ve artık bir kültür halini alan yöntem ise “ayakta yapılan toplantılar.” ABD’nin Michigan eyaletindeki Atomic Object adlı yazılım şirketi, ayakta yapılan toplantıları kült haline getirmiş şirketlerden biri. Her sabah işbaşı yapmadan önce yapılan ve katılımın zorunlu olduğu bu toplantıların amacı, gereksiz sohbetleri önlemek, dikkat kesilmeyen çalışanları motive etmek ve cep telefonunda oyun oynamayı tercih edenlerin önüne geçmek. Wall Street Journal’a konuşan Atomic Object’in Başkan Yardımcısı Michael Marsiglia, beş dakikayı geçmeyen toplantılar hakkında, “Oturarak yapılan toplantıların aksine, çalışanlar hemen dikkat kesiliyor ve ardından işlerinin başına geçiyor” dedi. Ayakta yapılan toplantılar tarihte ilk kez rastlanan bir disiplin yöntemi değil. Missouri Üniversitesi akademisyeni Allen Bluedorn’a göre, bazı askeri liderler bu yöntemi Birinci Dünya Savaşı’nda kullandı. Bluedorn, ayakta durarak yapılan toplantıların 10 yılı aşkın bir süre önce çok sayıda şirkette benimsenmeye başlandığını belirtti. 1998’de yaptığı bir araştırmaya göre, ayakta yapılan toplantılar oturarak yapılan toplantıların üçte biri daha kısa sürüyor ancak karar alma kalitesinde bir değişme olmuyor. ‘AGILE’ YAKLAŞIMI Ayakta durarak toplantı yapmak, 2001 yılında 17 yazılım üreticisi tarafından yayımlanan bir manifestoda ortaya atılan Agile (Çevik) yaklaşımının bir uzantısı olarak belirdi. Projeleri küçük parçalara sıkıştırmayı öne çıkaran Çevik yaklaşımının doğurduğu yeni nesil trend, çalışanların üç soruyu ele almalarına odaklanıyor. Bunlar: “Dün yapılan toplantıdan bu yana ne yaptım”, “Bugün ne yapıyorum” ve “İşimin tamamlanmasına engel olabilecek problemler nedir.” Colorado’daki Mountain Goat Software yazılım şirketinin Başkanı Mike Cohn, “toplantılara geç kalanlara çeşitli cezalar verdiklerini, bunlar arasında bir şarkı söylemek, ofis etrafında bir tur atmak veya düşük bir para cezası vermenin” bulunduğunu söyledi. Söz alan biri konuşmasını çok uzun tutarsa, diğer bir çalışan uyarı anlamındaki plastik kediyi havaya kaldırıyor. HIZLA YAYILIYOR Agile-gelişim yazılımlarını benimseyen şirketler arttıkça, ayakta durarak yapılan toplantıları benimseyen şirketlerin sayısı da artıyor. VersionOne şirketinin dünyanın dört bir yanındaki 6 bin 42 teknoloji çalışanı arasında yaptığı ankete göre, çalışanların yüzde 78’i her gün yeni nesil toplantılara katılıyor. Teknoloji şirketleri yeni kültürü kendi iş ortamlarına uyarlamakta geri kalmıyor. Örneğin, eski bir Microsoft çalışanı olan Mitch Lacey, eski meslektaşlarının ayakta yapılan toplantılar için “soğuk merdiven boşluğunu tercih ettiklerini” söyledi. Bazı şirketler de toplantılarını sabah değil, öğlen yemeğinden önce gerçekleştiriyor. Facebook’ta mühendislik müdürü olan Mark Tonkelowitz, “yemek vaktine olan zamanın az olmasından dolayı motivasyonun daha yüksek olduğunu” savunuyor. GECİKME MALİYETİ Toplantılarda, söz hakkını devretmek için elindeki oyuncağı bir başkasına fırlatmak veya 4 kiloluk sağlık topunu elden ele dolaştırmak da kullanılan yöntemler arasında. Adobe Systems için çalışan program müdürü Ian Witucki için bu toplantıların önemi o kadar büyük ki, toplantılara gecikenlerin neden olduğu maliyetleri hesaplıyor. Witucki, 18 ay boyunca gecikmelerin kümülatif maliyetlerini hesapladı. Gecikme maliyetinin iki çalışanın altı haftalık iş vaktine denk geldiği belirlenince, şirket, gecikenlere 1 dolar para cezası vermeye karar verdi. Ayakta durarak yapılan toplantılarda kullanılan bir diğer yöntem tabii ki müzik. Avustralya’nın Sydney kentindeki ThoughtWorks şirketi, toplantılarında Bob Marley’in "Get Up, Stand Up" parçasını tercih ederken, ABD’li mobilya şirketi Steelcase, toplantılarını Johnny Cash'in “Ring of Fire” parçası ile açıyor. Genel Müdür Kevin Kuske, toplantıları kısa tutmak içinse Elvis’in “A Little Less Conversation” parçasına başvuruyor.
| Kaynak: |
http://www.ntvmsnbc.com/id/25318997/
|
|
|
|
| 08.02.2012 |
 |


|
Dünyanın geleceği için
Birleşmiş Milletler'e bağlı bir komisyon tarafından yayımlanan raporda, dünyanın yaşanabilir bir geleceğinin olması için bir çok alanda kapsamlı değişikliklerin yapılması gerektiği bildirildi. Raporda eşitsizliğin ve çevre sorunlarının artmakta olduğu, ekonomik sistemin bocaladığı bu dönemde bu üç alanla ilgili doğru adımların atılmasının büyük önemde olduğu vurgulandı. 2010 yılında BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon tarafından oluşturulan Küresel Sürdürülebilirlik Komisyonu'nun raporu, Haziran ayında Rio'da yapılacak G20 zirvesinde öne çıkacağı tahmin edilen tartışma başlıklarına işaret ediyor. 22 üyesi bulunan komisyona başkanlık eden Finlandiya Devlet Başkanı Tarja Halonen ve Güney Afrika Devlet Başkanı Jacob Zuma, raporda “dünyayı tehdit eden tehditlerin artmasıyla sürdürülebilir kalkınma kavramının her zamankinden daha önemli bir hal aldığının ortaya koyulduğunu” belirttiler. Raporu hazırlayan komisyonda, 1987 yılında “sürdürülebilir kalkınma” kavramını ilk kez ortaya atan eski Norveç Başbakanı Gro Harlem Burndtland da yer aldı. Burndtland'in "içinde bulunulan zamanın ihtiyaçlarına cevap verirken, gelecek kuşakların ihtiyaçlarını karşılama şansına zarar vermeyen kalkınma biçimi" olarak tanımladığı sürdürülebilir kalkınmanın yaygınlıklık kazanmamış olduğu, 25 yıl sonra yayımlanan raporda ısrarla vurgulanan bir nokta olarak göze çarpıyor. Raporda küresel ekonomik belirsizliğin artmakta olduğu, zengin ve yoksullar arasın eşitsizliğin arttığı, küresel sıcaklığın yükseldiği bu dönemde "dünya üzerindeki insan yaşamının sürdürülebilirliğinin sınanmakta olduğu" belirtilmiş. Bu süreçten başarıyla çıkılması için raporda tavsiye edilen ilk adım "insanlık olarak kendi aramızda, gelecek kuşaklarla ve doğayla olan ilişkinin kökten bir şekilde değiştirilmesi" olarak tespit edilmiş. Raporda dünya hükümetlerine sunulan 56 tavsiyenin dikkate alınması halinde toplumsal yaşamdan ekonomiye, siyasetten eğitime birçok alanda köklü değişimler yapılması öngörülüyor. Tavsiyeler arasında hükümetlerin mal fiyatlarını belirlerken doğaya olan maliyeti de hesaba katmaları ve satılan malların doğaya olan maliyetinin tüketicilere belirtilmesi zorunluluğu gibi doğa kaynaklarının korunmasını amaçlayan uygulamalar bulunuyor. Raporda yer alan bir başka tavsiye ise ülkelerin ekonomik performanslarının tespit edilmesinde, sürdürülebilirlik boyutunun da hesaba katılması. Buna göre, bir ülkenin ekonomik başarısı ölçülürken tek ölçüt gayri safi ulusal hâsıla olmayacak, ekonomik sürdürülebilirlik de dikkate alınacak. Bir başka tavsiye ise finans piyasalarının daha uzun vadeli, istikrarlı ve sürdürülebilir yatırımı teşvik edecek şekilde davranmaları için hükümetler tarafından yeni düzenlemelerin gündeme getirilmesi. Raporun insanlar arası eşitsizliğin azaltılmasına dair tavsiyelerinden biri ise eğitime küresel destek fonu oluşturulması ve 2030 itibariyle tüm dünya vatandaşlarının orta öğretim hakkının garanti altına alınması.
| Kaynak: |
http://www.ntvmsnbc.com/id/25318047/
|
|
|
|
| 03.02.2012 |
 |


|
Değer yaratma sürecine yeni bir yaklaşım: Kullanım Pratikleri Teorisi
Pazarlama yaklaşımı içinde en temel kavramlardan biri olan müşteri değeri, genel olarak tanımlandığında hizmet pazarlaması ve yönetimi içinde müşteri için değerli olanın ne olduğunu farklı yönlerden belirlemeye yarar. Kavramın tanımı ise tek bir cümlede özetlenemeyecek kadar derin bir genişliğe sahiptir, bu nedenle de birçok yaklaşıma göre değer yaratma süreci farklı tanımlanır ve müşteri değeri kavramı başka başka özellikler alır. Biraz inceleyecek olursak, kullanım yaygınlığı nedeniyle karşımıza ilk olarak bilişsel, deneysel ve kaynak bazlı üç farklı yaklaşım çıkacaktır. Bilişsel yaklaşım,müşteri değerini açıklamak için insan algısını kullanır. Bu yaklaşıma göre, kişi değer yaratma sürecinde geçmişi, şimdiyi ve geleceği sentezleyerek bir yargı oluşturur. Yaklaşım içinde müşteriden istenen, belli bir ürünü onu tatmin eden ve ona yarar sağlayan yönleriyle değerlendirecek bilgi ve eğilimde olmasıdır. Müşteri bireysel olarak analizin merkezine yerleştirilir ve dış dünyanın bir gözlemcisi olarak konumlandırılır. Özne niteliği taşıyarak, obje durumuna geçen ürünü ve ürünle olan ilişkisini değerlendirir. Ne var ki bilişsel yaklaşım, duyguyu ve içinde bulunulan durumu gözardı eder, sadece aklı baz alır ve kişiyi bir düşünen olarak niteler. Bununla beraber, müşterinin kullanım sırasında nasıl bir değer elde ettiğini sorgulamaz. Sadece belli bir ürünün onun için değerli olup olmadığını tartışır. Deneysel yaklaşıma baktığımızda ise bilişsel yaklaşımdan farklı biçimde müşteri ile ürün arasındaki ilişkiyi, özne ve obje olarak sınırlandırmayan, değer yaratma sürecini düşünce ile beraber, duygu, eylem ve sosyal çevre etrafında inceleyen bir anlayışla karşılarız. Bilişsel yaklaşımda iki farklı varlık olarak alınan müşteri(özne) ve ürün(nesne) ilişkisine çevresel faktörler ve nesne-özne arasındaki etkileşim de dahil olmuştur artık. Son olarak kaynak bazlı yaklaşım ise, günümüz anlayışına daha yakın bir çizgide irdeler değer yaratma sürecini. Bu aşamaya kadar değer yaratımı, sadece müşteri odaklı incelenirken, kaynak bazlı yaklaşımda müşteri, sadece değer yaratma sürecinin aktif bir bileşeni olarak ele alınır. Bununla beraber değeri yaratan parçalar, kişi ve kişi dışı faktörler olarak kompleks bir düzeyde incelenir ve toplamda her faktör, değeri yaratan bir bileşendir. Müşteri değeri, tüm faktör ve ilişkilerin kendi tanımları ve aralarındaki etkileşimlere dayanır. Değer yaratma sürecinde, müşteri, hizmeti sunan için maliyetleri düşüren aktif bir birleşen niteliğindedir. Bu anlamda da yaklaşım içinde bir kaynak olarak kabul edilir. Kaynak bazlı ifadelendirmesi buradan gelmektedir. Yaygın kullanım alanına sahip bu üç yaklaşım belli paradigmalarda kesişmekle beraber, modern çağda dünya devleri “kullanım bazlı yaklaşım” ile müşteri değeri yaratma sürecini yeniden şekillendirmiştir. İnsanların yarı-bilinçli olarak ortaya koyduğu ve sözcüklerle ifadelendiremediği durumların da etrafında dönen bu yaklaşım dört varsayım etrafında oluşur: 1. Müşteri değeri kullanımla ilişkilidir 2. Müşteri değeri objektif ya da subjektif değildir 3. Müşteri değeri kullanım sırasında şekillenir 4. Kullanım pratikleri içindeki anlık müdehaleler inovasyon getirir Esasında hizmet pazarlaması ve yönetiminin altında yatan mantık, müşterinin bilinçli ya da yarı bilinçli olarak istek ve ihtiyaçlarının bulunmasıdır. Değer, eldeki hizmetin fiyatı da dikkate alınarak istek ve ihtiyaçları tatmin ettiği noktada belirir. Kullanım teorisinde ise müşteri, sadece istek ve ihtiyaçları olan varlıklar olarak işlenmez. Aynı zamanda günlük yaşam pratiklerinin uygulayıcısı konumundadır ve kullanım bazlı yaklaşımda, istek ve ihtiyaçlar, müşterinin kullanım pratikleri içinde şekillenir. Kullanım boyutu her zaman müşteri tarafından dışarıya yansıtması kompleks bir düzlemde gelişir fakat, eylemdeki dinamikler, kişiye hangi ürün ya da hizmetin onun için önemli olduğu sorusuna cevap verir. Müşteri değeri, değer yaratma sürecinin bir ürünüdür. Ne var ki kullanım pratikleri, değer yaratma sürecinden çok, kullanım gerçekleşirken, obje ve nesnenin birbirinden etkileşimi sonucunda değerin oluştuğu sistematik olaylardır. Bu bağlamda değer yaratımı sadece müşteri ile sınırlandırılamaz. Aslında büyük ölçüde kullanım pratikleriyle ilişkilidir. Müşteri, sadece analizin bir parçasıdır ve çok nadir olarak kullanım pratiğindeki sistematiği açıklayacak yeterliliğe sahiptir. Diğer bir konu ise, hizmet sağlayıcılarının, müşteri beklentilerini fazla dinleyip, müşteri müdehalesinden doğan değişimlere fazla açık olmalarıdır. Aslında, müşteriyi çok dinlemek olası bir innovasyonun önünün tıkanması ile sonuçlanır. Onun yerine esas olan, kullanım pratikleri içinde kişi ya da kişileri gözlemlerken belli innovatif dokular tanımlamaktır. Kullanım pratikleri yaklaşımı, esasında gücünü uygulama genişliğinden alır. Objektif ya da subjektif bir açıya kıstırılmaksızın, kişisel olaylara uygulanabileceği gibi kolektif durumlar için de uygulanabilir. Bu yaklaşım çerçevesinde gidildiğinde, odaklanılan, kişiler arasındaki farklılıklar değildir artık. Aksine segmentlerin yerini ortak kullanım pratikleri alır ve ön plana çıkan bütünün ihtiyaç ve istekleridir. Bir başka ifade ile bir topluluğu segmente edecek tüm unsurlar aşılmış yerini, bütünün ihtiyaç ve isteklerinin konu olduğu bir yapı almıştır. Nokia’nın pazar araştırma faaliyetleri içinde yer alan Fırsat Tanımlama Departmanı Müdürü Oscar Korkman, 2006 senesinde “Kullanım Pratikleri İçinde Müşteri Değeri Oluşumu: Bir Kullanım Teorisi Yaklaşımı” isimli tez çalışmasında bu konuya detaylı şekilde ışık tutmuş, son dönemdeki Nokia içinde gerçekleşen inovatif faaliyetleri bu anlayışla temellendirmiştir. Gerçekten de Apple gibi ürün ağı fazla geniş olmayan ama, müşteri değeri yaratma sürecini kullanım pratiklerine göre şekillendirmiş firmaların inovatif alanda büyük başarı sağladığını, hatta i-phone gibi cep telefonu, mp3 çalar ve bilgisayar özelliklerini tek hacimde barındıran bir aletin de bu yaklaşımın bir ürünü olduğu gerçeğine dikkat etmek gerekir. Bir süre öncesine kadar, bireysel üretimin hız kazanacağı ve kişiye özel hizmet ve servislerin dominant hale geleceği bir dönem düşlerken, tadından yenmez bir u dönüşü ile bütünü hedef alan bu anlayış, şimdiden kompleks olaylara getirdiği yenilikçi çözümlerle, ileriki dönemlerde de inovatif anlamda büyük ses getireceğinin ve bölünmüş pazarlardan çok, global bir pazara doğru yol alınmakta olduğunun sağlam bir göstergesidir.
|
|
|
| 31.01.2012 |
 |


|
Unilever Vakfı kuruldu
Unilever, sürdürülebilir bir değişim yaratmak için dünya çapında 5 sivil toplum oluşumu ile birlikte Unilever Vakfı’nı kurdu. OMO, Yumoş, Elidor, Dove, Lipton, Knorr, Sana, Magnum ve Algida gibi markaların üreticisi Unilever, sürdürülebilir bir değişim yaratmak için dünya çapında 5 sivil toplum oluşumu ile birlikte Unilever Vakfı'nı kurdu. Bu ortaklık, Davos'ta gerçekleştirilen Dünya Ekonomik Forumu'nda kamuoyuna açıklandı.
Unilever Vakfı, tüm dünyada sürdürülebilir bir değişim yaratmaya kararlılığı ile; dünyanın önde gelen sivil toplum oluşumları Oxfam, PSI, Save the Children, UNICEF ve Dünya Gıda Programı (WFP-World Food Programme) ile tüm dünyada bir milyardan fazla insanın sağlık ve esenliğini geliştirmek ve sürdürülebilir bir gelecek yaratmak hedefine ulaşmak için harekete geçti.
Unilever Pazarlama ve İletişimden Sorumlu Dünya Başkanı Keith Weed, Unilever Vakfı'nın kuruluşunu ve misyonunu şu sözlerle değerlendirdi: "Hızla değişen bir dünyada yaşıyoruz. Nüfus artıyor, su kaynakları giderek azalıyor ve gıda güvenliği de giderek büyüyen bir soruna dönüşüyor. Günümüzde 1 milyardan fazla insanın güvenli içme suyuna, 2,6 milyar insanın ise gelişmiş temizlik hizmetlerine erişimi bulunmuyor.
5 yaşın altındaki 3,5 milyon çocuk ishal ve akut solunum yolu enfeksiyonlarından, her dört saniyede ise bir çocuk ise önlenebilir ve tedavi edilebilir hastalıklardan hayatını kaybediyor. Ve tahmini 925 milyon kişi kronik açlık çekiyor. Böyle bir dünyada Unilever olarak, çevre üzerindeki etkilerimizi azaltıp sosyal değerleri geliştirirken, şirketimizi de iki kat büyütmeyi hedefliyoruz. Birileri, bir yerlerde günde iki milyar defa bir Unilever markası kullanıyor. Global erişimimiz ve ölçeğimiz, bizi sürdürülebilir bir geleceğe taşıyabilecek tüketici davranışlarını neyin tetiklediği konusundaki anlayışımızla birleşerek, bize benzersiz bir uzun vadeli ölçeklendirilebilir ve sistemik değişiklik fırsatı sunuyor. Unilever Vakfı çatısı altında, ortaklarımızla birlikte, bu iddialı hedeflerimize ulaşmaya çalışırken hayat kurtaran çözümler sunacağız."
Unilever Vakfı, pek çok hayat kurtaran girişimde global ortaklarıyla birlikte çalışacak.
| Kaynak: |
http://www.sabah.com.tr/Ekonomi/2012/01/31/unilever-vakfi-kuruldu
|
|
|
|
| 31.01.2012 |
 |


|
81 ilde eve kadar fiber internet devri
Türkiye'yi fiber optik ağlarla örmeye hazırlanan Türk Telekom, internette devrim yapmaya hazırlanıyor. 81 ilde 150 bin kilometre uzunluğunda fiber optik kablo ağına sahip Türk Telekom, evlere süper internet bağlantısını ekstra kayıt ve bağlantı ücreti almadan sunacak Türkiye'nin 81 ilinde 150 bin 600 km uzunluğunda fiber kablo omurgasına sahip Türk Telekom (TT) evlere süper hızlı internet bağlantısını ekstra kayıt ve bağlantı ücreti almadan sunmaya başlıyor. Türk Telekom, evler ve binalara kadar fiber hizmetini tüm müşterilerin ve internet servis sağlayıcıların kullanımına sunuyor. Türk Telekom ile fiber hizmeti 81 ilde aynı anda başlıyor. Toplam 730 bin hanenin fiber internet hizmetinden faydalanabilecek durumda olduğunu belirten Türk Telekom CEO'su K. Gökhan Bozkurt, "Henüz yüzde 25'e yakın abone fiber internet hizmetinden faydalanıyor. 6.8 milyon ADSL müşterimiz var. Yüksek hız, yüksek kalite ve yüksek kapasite istiyor. Biz de tekrar bir ateşi fitillemek zorunda kaldığımızı hissettik. Fiber dünyasıyla açılmamız, halkımızı yeni teknolojiyle tanıştırmamız lazım. Fiber optik ağlarla öreceğiz artık Türkiye'yi. Değişmeyen bir Türk Telekom geleneği olan Türkiye'yi yeni teknolojilerle tanıştırmak misyonumuzla 81 ilde fiber dönüşümünü gerçekleştirerek tüm Türkiye'yi gerçek ve yaygın fiber teknolojisiyle tanıştırıyoruz" şeklinde konuştu. Türk Telekom fiber erişim ağında çalışanları, uzun mesafe maraton koşucularına benzeten Türk Telekom Operasyon Başkanı Memet Atalay da, 2011'de 17 bin 600 kilometre fiberoptik hattı tesis ettiklerini, buna ek olarak 2 bin kilometre de site içlerine tesisat yaptıklarını belirterek, gelinen noktada 150 bin 600 kilometrelik fiber optik altyapısına sahip olduklarını kaydetti.
2020 HEDEFİ 2015'TE Türkiye'nin tüm yol ağının 200 bin kilometre olduğunu anımsatan Atalay, Türkiye'nin fiber optik altyapısında Avrupa'da ilk üç içinde yer aldığını söyledi. Bugüne kadar öncelikli olarak iletim tarafının tamamlandığını, şimdi evlere kadar gittiklerini dile getiren Atalay, sözlerini şöyle sürdürdü: "2011 içinde toplam 730 bin hane, işyeri, fabrikaya fiber optik tesisi yapıldı. 2012 senesinde bu 3 kat daha artacak. İnşallah AB'nin 30 megabit olarak öngördüğü 2020 hedefini, 100 megabite yakın bir rakam olarak 2015 sonunda gerçekleştireceğiz."
AYNI ÜCRETE FİBER TT Pazarlama ve İletişim Başkanı Erem Demircan, fiber altyapısının yaygınlaşmasına ilişkin internet servis sağlayıcılarıyla görüştüklerini belirterek, ev ve site dışında mevcut binalarda da kullanımı artırmak için çalıştıklarını söyledi. Fiber altyapısının bulunduğu lokasyonlarda ADSL müşterilerinin, talep ettikleri fiber internet paketine geçiş yapabileceklerini ve geçiş ücreti ödemeyeceklerini ifade eden Demircan, mevcut müşterilerin ADSL paketi için ödedikleri ücrette değişiklik olmadan yüksek hızlı fiber internet paketlerinden faydalanmalarını sağlayacaklarını anlattı.
| Kaynak: |
http://www.sabah.com.tr/Ekonomi/2012/01/31/81-ilde-eve-kadar-fiber-internet-devri
|
|
|
|
| 10.01.2012 |
 |
|
|
| 05.01.2012 |
 |


|
Modified Risk – The Big Tobacco Issue For The Next Decade
Written by Euromonitor International The FDA is being called upon to make a pronouncement on whether certain tobacco products, such as smokeless can be officially designated reduced risk.
This will require a veritable judgment of Solomon. On the one hand the tobacco companies argue that since the toxic substances which cause cancer are in smoke then QED non combustible products are safer. Bodies such as the IOM argue that the reduced risk credentials of aspirant lower risk products are unproven. According to a recent report issued by the Institute of Medicine (IOM), modified risk tobacco products including smokeless tobacco products, and also e-cigarettes (although these do not contain tobacco) must be subject to rigorous scientific evaluation before being approved to be marketed as modified risk by the Food and Drug Administration, According to the IOM, there is a shortage of scientific evidence on the health effects of modified risk tobacco products.
Modified risk is important to the tobacco industry because it offers the potential to replace the volume sales of cigarettes lost in markets like the US as smoking prevalence falls but the concept is of equal importance to the anti-smoking lobby. This is because, as the IOM report states, only about 6% of smokers are able to successfully quit tobacco use, and because quitting is so difficult, many smokers will probably want products that allow them to continue smoking with fewer health risks.
The IOM also cites the danger that, because there is no research that proves that modified risk tobacco products are safer than traditional cigarettes, these new products may ultimately carry risks comparable with regular cigarettes.
The US tobacco control act and modified risk The US Family Smoking Prevention and Tobacco Control Act of 2009 states that modified risk tobacco products must be subject to an approval process comparable to medical drugs and devices. The act states that the FDA must be presented with scientific proof that not only will the product reduce harm to individual users, but it must also benefit the health of the general population in order for it to be marketed.
The act also directed the FDA to consult with the IOM on how studies should be designed and conducted. The American Lung Association agrees with the IOM, recently stating that, if a tobacco product is allowed to be marketed as 'safer' that the product must actually be safer, citing the example of 'light' and low tar products.
It is highly relevant that the report by the IOM coincided with another government sponsored study which showed cigarette use hitting historic lows among US teenagers. The National Institute on Drug Abuse recently reported that cigarette use by eighth, 10th and 12th grade students had dropped to its lowest level since polling of teenagers began in 1975. The proportion of students in the grades saying they had smoked in the previous 30 days fell to 11.7% in 2011 from 12.8% in 2010. The study by the University of Michigan showed smokeless use among youths came down in 2011 though not sufficiently to reverse a rise in rate since 2005.
This was partly because, according to reports, more teenagers have been switching to smokeless products such as moist snuff – American style 'dip' and Swedish style snus – available as brand extensions to major cigarette brands like Marlboro and Camel. If this is true then it might be argued that the US is moving towards the so called 'Swedish Solution'. Sweden has (along with Finland) the lowest smoking prevalence in the EU because usership of the smokeless tobacco product snus is higher than usership of cigarettes (though the market for snus is currently worth less). (See also article EU Promises to Look Again at Snus Ban).
The world waits for the FDA to pronounce on reduced risk The FDA then, is currently deliberating on whether to allow companies to advertise some tobacco products as safer than cigarettes and plans to publish regulations or (more likely) guidance on scientific testing requirements by April 2012 as part of its review. There is no doubting the importance of this judgment to both the tobacco industry and the anti-smoking lobby, not only in the US but globally. The FDA could be laying down a path for the future of the whole tobacco industry.
But to reach a judgment is as fraught with difficulty as when Solomon, according to the Old Testament had to decide without benefit of DNA testing, the maternity of a baby claimed by two mothers. One big problem for the FDA, according to the IOM report, is the dearth of 'reliable' evidence concerning the effects of modified risk tobacco products on both individual users and public health in general. The FDA has stated that it will take the IOM report into consideration.
U.S. tobacco companies have cited studies and provided the details to the FDA showing smokeless tobacco to be less harmful than cigarettes because cigarettes release carcinogens through combustion which non combustible products do not. The industry believes that offering smokers the smokeless tobacco alternative is a path forward, as demonstrated by Altria's US$10bn purchase of UST and Reynold's investment in smokeless tobacco via its American Snuff Company.
Reynolds petitioned the FDA earlier in 2011 to change a label on smokeless products to 'No tobacco product is safe, but this product presents substantially lower risks to health than cigarettes.' The FDA has not acceded to this request. The current warning states, 'This product is not a safe alternative to cigarettes'.
How dangerous is smokeless? The IOM report recommends that tobacco companies use FDA approved, independent third parties to oversee health research on their products because it believes the industry's own research cannot be regarded as impartial. But the question of how the modified risk issue should be treated is still extremely complex. On the one hand it may be argued that modified risk makes it easier for smokers to give up cigarettes, on the other hand, there is the 'replacing one addiction with another argument'.
According to the Campaign for Tobacco-Free Kids, smokeless products contribute to tobacco addiction and stop smokers quitting outright. There is also, in the case of oral snuff products, the question of whether the products present their own dangers – currently US Government labels warn that moist snuff products can cause mouth cancer and gum disease. Indeed it was because of a WHO quoted report suggesting this that the sale of oral snuff was banned in the EU (except for Sweden).
The latter research has been disputed by Sweden and forms part of its argument for the lifting of the EU ban. And in India, the world's biggest user by far of smokeless products, laws are currently being passed, against the use of oral tobacco products on the grounds of the dangers to health.
So what is the FDA going to say? Euromonitor International would put the odds against a pronouncement allowing the industry in the US to state that smokeless products carry a lower risk than cigarettes, not because of lack of scientific justification but because the tacit acceptance that any tobacco product is less dangerous than another is too close to recommending its use to be politically acceptable.
Analyst Insight by Don Hedley
Republished with permission from Euromonitor Market Research Blog, originally posted on 4 January 2012
| Kaynak: |
http://www.marketresearchworld.net/index.php?option=com_content&task=view&id=4520&Itemid=76
|
|
|
|
|
 |
 |

Barem Research
Barem Research tanıtım filmi için tıklayınız...
Renkler
Farklı duyguları uyandıran, duyularımızı uyaran...
Yaşam Biçimleri
Rakiplerinizden farklılaşmak için hedef kitlenizi onlardan daha iyi...
EFQM
2010 Ulusal Kalite Başarı Ödülü aldık. 2004 yılından...
|  |
 |
|