Paylaşımlarımız


06/03/2020 - KÜRESEL İKLİM DEĞİŞİKLİĞİNDEN KORKUYOR VE KENDİMİZİ SUÇLUYORUZ

Barem ve global ortağı WIN Grubu tarafından gerçekleştirilen “Küresel İklim Değişikliği Araştırması”ndan çarpıcı sonuçlar çıktı. Küresel iklim değişikliğinden korkuyor ve kendimizi suçluyoruz Tüm dünya küresel ısınmaya neden olan iklim değişikliği konusundaki endişe ile bunun insan yapısı olduğu ve insanlık için tehlike arzettiği kanaatini paylaşıyor. Ancak insanlık geri dönüş için zamanımız olup olmadığı konusunda ikiye ayrılıyor. Yarıya yakın bir grup iklim değişikliğinin geri dönüşü için hala zamanımız olduğu fikrindeyken diğer yarı bunun için çok geç kalındığını düşünüyor. Barem, global ortağı WIN grubu ile birlikte, 39 ülkede 30 bine yakın kişiyle, insanların Küresel İklim Değişikliği konusundaki görüşlerini derlemek üzere bir araştırma gerçekleştirdi. Araştırmada görüşülen kişilerin küresel ısınmaya neden olan bir iklim değişikliğinin varlığı, varsa, buna insanlığın katkısı, insanlık için tehdit olma durumu ve geri dönülebilir olup olmadığı konularındaki düşünceleri sorgulandı. Herkes iklim değişikliğinin farkında! Tüm dünya küresel ısınmaya neden olan iklim değişikliği konusundaki endişe (yüzde 86) ile küresel ısınmanın insan yapısı olduğu (yüzde 84) ve insanlık için tehlike arzettiği (yüzde 85) kanaatlerini paylaşıyor. Türkiye’de küresel ısınma bilinci dünya ortalamasının da üstünde. Araştırmada küresel ısınmaya yol açan bir iklim değişikliği olduğu önermesine katılanlar %94, küresel ısınmanın insanlık için ciddi bir tehdit olduğu düşüncesinde olanlar %95 ve küresel ısınmanın insan faliyetlerinin bir sonucu olduğu fikrini onaylayanlar %90 oranında oldu. Gerek dünya genelinde, gerekse Türkiye’de iklim değişikliği bilinci kadınlarda daha yüksek, eğitim arttıkça artıyor. Dünyada gençler ve öğrenciler genelde daha bilinçli iken Türkiye’de yaş ve meslek grupları arasında belirgin bir farklılık görünmüyor. Türkiye’de İklim değişikliğinin varlığını kadınlar (%98); insanlık için tehdit olduğunu kadınlar (%99) ve üst eğitimliler (%99); insani faaliyetlerin bir sonucu olduğunu kadınlar (%94), AB SES grubu (%97), üst eğitim grubu (% % 97), çalışanlar (%93) ve üst gelir grubu (%97) daha yüksek oranlarla kabul ediyor. Ülkelerin küresel ısınma önermelerini kabul etme oranları ile ilk 10 ülke ve son 10 ülke sıralamaları aşağıdaki tablolarda yer alıyor. Türkiye küresel ısınma farkındalığı en yüksek 10 ülke içinde. İnsanlar iklim değişikliğinin geri dönüşünün olup olamayacağı konusunda ayrışıyorlar İnsanlık geri dönüş için zamanımız olup olmadığı konusunda ise ikiye ayrılıyor. Yarıya yakın bir grup (yüzde 48) iklim değişikliğinin geri dönüşü için hala zamanımız olduğu fikrini paylaşırken diğer yarı (yüzde 46) bunun için çok geç kalındığını düşünüyor. Türkiye’de benzer bir ayırım sözkonusu. İklim değişikliğinin geri döneceğine olan umut (%50) biraz daha fazla. Dünyada umut yüksek eğitimliler, öğrenciler ve emekliler arasında biraz daha yüksek. Türkiye’de üst SES grupları (ABC1 %58) ve üst eğitim grubu (%62) daha yüksek oranlarda iklim değişikliğinin geri dönüşünün olduğunu düşünüyor Ülke bazında bakıldığında 39 ülkenin 25’inde küresel iklim değişikliğinin geri dönülebilir bir durum olduğu düşüncesi hakimken 14 ülkede insanların çoğu bunun için artık çok geç olduğunu kanısında. Barem Genel Müdürü Sencer Binyıldız sonuçları şu şekilde yorumladı: “Küresel iklim değişikliği ve küresel ısınmanın son yıllarda gerek görünen etkileriyle, gerekse biliminsanları ile çeşitli kurum ve örgütlerin çalışma, mücadele ve tanıtımlarıyla dünya gündeminde yerini alması sonucu herkes bu sorunun farkında. Davos Dünya Ekonomik Forumu “Küresel Riskler Raporu 2020” uzun vadeli risklerin tamamını çevresel riskler olarak tanımladı. Son yıllarda ardarda sıcaklık rekorları kırılıyor. Daha önce görülmeyen etki ve sıklıkta fırtınalar, orman yangınları, seller gibi doğal felaketleri izliyoruz. Çok sayıda STK’nın ve bu arada Greta Thunberg ile yıldızlaşan genç iklim aktivistlerinin mücadelesinin de bu sonuçlarda etkili olduğu kanısındayım. Artık herkes düzenli ve güvenilir ısı ölçümlerinin yapıldığı 1880 yılından beri gezegenin ısısının 1,5 derece arttığını öğrendi. Kritik eşiği aşıp aşmadığımız konusunda ise umutlarını yitirmemeye çalışıyorlar”. Binyıldız Türkiye sonuçlarını da şu şekilde değerlendirdi: “Türkiye’de iklim bilincinin global ortalamanın da üstünde olduğunu görüyoruz. Bunda global gündemi izlemenin ötesinde, coğrafi konumumuz nedeniyle zararları bilfiil yaşıyor olmamızın etkisi olduğunu düşünüyorum. Türkiye’de kuruyan 60 gölün toplam yüzölçümü Marmara Denizininin yüzölçümünden daha fazla. Termik ve hidroelektrik santrallerin iklim değişikliğine katkıları ve verilen mücadele sosyal medya sayesinde artık daha çok gözönünde. Yıllardır küresel iklim değişikliğinin risklerini anlatan yapıların çabaları da eklendiğinde bu sonuç sürpriz değil”. “Ancak farkında olmak yetmiyor, bu konuda acilen tüm dünyada birşeyler yapılması gerekiyor, bazıları için şu an bile çok geç. İlk adım COVID-19 pandemisinin bize hatırlattıklarını unutmamak olabilir”. Araştırma Künyesi: Araştırmada Kasım-Aralık 2019’da 39 ülkede 29.368 kişi ile görüşüldü. Türkiye’de 601 kişi ile CATI görüşmesi yapıldı.

04/12/2019 - DÜNYADA VE TÜRKİYE’DE KADIN ERKEK EŞİTLİĞİ HENÜZ SAĞLANAMADI!
Görsel

Barem ve WIN Araştırmasına göre; DÜNYADA VE TÜRKİYE’DE KADIN ERKEK EŞİTLİĞİ HENÜZ SAĞLANAMADI! Kadınlar geçen yüzyılın başından itibaren cinsiyet eşitliği konusunda çok yol kat ettiler. Ancak WIN grubunun yaptığı global araştırma hala gidilecek çok yol olduğunu gösteriyor. Dünya genelinde kadın-erkek eşitliği henüz 10 üzerinden 6 puan bile alamıyor (5.84). Türkiye’nin puanı daha da düşük 5.03 Barem ve dünyanın önde gelen pazarlama ve kamuoyu araştırma birliği olan global ortağı WIN, 40 ülkede 30.890 kişiyle görüşerek kadın erkek eşitliği konusunda bir araştırma gerçekleştirdi. Araştırma bir çok ülkede kadınların özellikle politika ve iş dünyasında erkeklerle eşit olmadıklarını gösterdi.

03/21/2019 - DOKTORLARIN YERİNİ ROBOTLARIN ALMASI İSTENMİYOR
Görsel

Sessiz sinemanın başyapıtlarından 1927 tarihli Metropolis’ten beri, robotlu filmler bizi bugünlere yavaş yavaş hazırlamış olsa da, Yapay Zeka’nın 45 yıl içinde insanın yaptığı herşeyi daha iyi yapacak olma olasılığı insanları rahatsız ediyor. Oxford ve Yale Üniversitelerinden araştırmacıların, yapay zeka konusunda çalışan 352 bilim insanı ile görüşerek hazırladığı rapora göre 2053 yılında robotlar cerrah olarak çalışabilecekler. Peki ya insanlar bunu istiyor mu? Barem ve global ortağı WIN tarafından 40 ülkede 30.890 kişiyle görüşürek gerçekleştirilen araştırmada bu soruya cevap arandı. Sonuç gayet insani!

01/02/2019 - 2019 YILINDAN DÜNYA KARGAŞA TÜRKİYE HUZUR BEKLİYOR
Görsel

Barem’in Türkiye bölümünü gerçekleştirdiği “Global Yıl Sonu” araştırmasına göre Dünya önümüzdeki yıldan sorun ve sıkıntı beklerken, Türkiye 2019’un huzurlu ve barışçıl bir yıl olacağını düşünüyor.

12/06/2018 - TÜRK HALKI YERLİ OTOMOBİLİ BEKLİYOR
Görsel

Barem, yerli otomobil projesinden haberdar olan ve otomobilin özellikleri hakkında bilgi sahibi 252 kişiyle sosyal medya araştırması gerçekleştirdi. Şirket, bundan 7 yıl önce de bu konuda bir araştırma yapmış ve 3 yıl içinde otomobil satın almayı planlayan 330 kişi ile görüşmüştü.

12/06/2018 - BAREM 20 HAFTADA 332 BİN GÖRÜŞMEYLE BİR REKORA İMZA ATTI
Görsel

Barem; Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı tarafından, ulaşım konusunda en verimli ve en güvenli hizmet hedeflenerek hazırlanan Ulusal Ulaştırma Ana Planına baz olmak üzere, 20 haftada 332 bini aşkın sürücü ve yolcu görüşmesi gerçekleştirdi. 42 ildeki 242 noktada tabletlerle yapılan yüzyüze görüşmeler, planlanan sürede başarıyla tamamladı.

12/06/2018 - TEMA VAKFI’NIN GÖNÜLLÜ SAYISI 50 İLİN NÜFUSUNU GERİDE BIRAKTI
Görsel

Barem Pazar Araştırma ve Danışmanlık firması tarafından gerçekleştirilen araştırmaya göre son yıllarda artan çevre duyarlılığı TEMA Vakfı’nın gönüllü sayısının artmasına da önemli bir ivme kazandırdı. 81 ilde örgütlü olan TEMA Vakfı’nın gönüllü sayısı 700 bini aştı.

12/06/2018 - TATİL DEMEK DENİZ DEMEK!
Görsel

Çalışsın çalışmasın insanlar için tatil, rutinden çıkılarak sevilen etkinlikler yapılan ve güzel anılar biriktirilen keyifli ve eğlenceli bir nefes alma zamanı. Barem, Ramazan Bayramı öncesinde, bu konuda CAWI (Bilgisayar Destekli web Görüşmesi) yöntemiyle Istanbul’da yaşayan ABC1 sosyoekonomik statü gruplarından 322 kişiyle bir araştırma gerçekleştirdi

12/05/2018 - TAKSİDE TAKSİCİ, UBER’DE MÜŞTERİ KRAL
Görsel

Taksicilerin Paradigma Değişikliği İhtiyacı Hizmete girdiği her ülkede büyük tartışmalara neden olan mobil aplikasyonlu ulaşım sistemi Uber, Türkiye’de de uzun zamandır gündemdeki yerini koruyor. Taksicilerin protestolarına ve saldırılarına hedef olan Uber’in diğer mobil ulaşım aplikasyonları ve taksi kullanımlarına yönelik yapılan araştırmada ilginç sonuçlar ortaya çıktı. Barem Pazar Araştırma ve Danışmanlık firmasının kendi adına gerçekleştirdiği araştırma kapsamında İstanbul’da yaşayan A-B-C1 sosyo-ekonomik statü gruplarından 432 kişiden, CAWI (Bilgisayar destekli web anketi) yöntemiyle görüşler toplandı.

04/30/2015 - TÜRKİYE DÜNYAYA GÖRE DAHA DİNDAR
Görsel

Araştırma sektörünün lider kuruluşlarından BAREM’in global ortağı WIN/Gallup International dünya genelinde 65 ülkede 63 bin 989 kişinin katılımıyla bir din araştırması yaptı. Araştırma sonuçlarına göre dünyanın %63’ü dindar olduğunu söylüyor. Ateistlerin oranı %11. Dünya genelinde dine yakınlığı yaş, cinsiyet ve gelir etkiliyor. Araştırmanın Türkiye ayağını yürüten BAREM’in verilerine göre Türkiye nüfusunun %79’u kendini dindar olarak tanımlıyor, ateistlerin oranı ise %2.

01/02/2015 - MUTSUZUZ
Görsel

TÜRKİYE MUTLULUK SIRALAMASINDA 65 ÜLKE ARASINDA SONDAN 10. OLDU Araştırma sektörünün lider kuruluşlarından BAREM, global iş ortağı WIN/Gallup’un bu yıl 38. kez gerçekleştirdiği Yılsonu Anketinin sonuçlarını yayımladı. Türkiye basamağı Barem tarafından yapılan araştırmaya 65 ülkeden 64 bin kişi katıldı. Araştırma sonuçlarına göre en mutlu ülke Fiji olurken, Türkiye sondan 10. olarak 56. sırada yer aldı. BAREM’in global ortağı WIN/Gallup tarafından bu yıl 38.’si gerçekleşen “Yıl Sonu Anketi”nde Türkiye, en mutlu ülkeler sıralamasında sondan 10. ülke oldu. Türkiye, en mutlu ülkeler sıralamasında 56’ncı olurken anket katılımcılarının yüzde 46'sı mutlu olduğunu söyledi. 2013 sonu araştırmasında tüm ülkeler içinde yaşantısından mutlu olduğunu söyleyenlerin oranı %60 iken, 2014 yıl sonu araştırmasında bu oran artarak %70 oldu. En Mutlu Fiji, En Mutsuz Irak Ankete katılanların yüzde 93’ünün mutluyuz dediği Fiji, en mutlu ülkeler arasında ilk sırada yer aldı. Fiji’yi sırasıyla Kolombiya, Nijerya, Suudi Arabistan, Azerbaycan, Hindistan, Panama, Arjantin, Finlandiya ve Endonezya takip etti. En mutsuz kişilerin yaşadığı ülke ise Irak oldu. Ankete katılan Iraklıların yalnızca yüzde 31'i mutlu olduğunu belirtti. Yunanistan, Bulgaristan ve Sırbistan da Irak’tan sonra en mutsuz ülkeler oldu. Afrika ve Asya Mutlu, Avrupa Mutsuz Yapılan ankete göre 2014’ün en mutlu iki kıtası Afrika ve Asya oldu. 2015’in iyi bir yıl olacağına inanan ülkelerin başında Nijerya yer alırken, en karamsar ülke Lübnan oldu. Batı Avrupa ise en mutsuz bölgeler arasında yer aldı. Batı Avrupa ülkelerinde yaşayanların sadece yüzde 12'si 2015 yılında ekonominin daha iyi olacağına inandığını belirtti. Dünya genelinde ise ankete katılanların yüzde 42'si 2015'in refah getireceğine inandığı söyledi.

05/09/2013 - TÜRKİYE'DE YOLSUZLUK AZALIYOR
Görsel

Türkiye’de yolsuzluğun önlenebileceğine yönelik umutlar arttı Barem Research, Türkiye’de yolsuzluğun önlenebilir olduğu konusunda umutların arttığını ortaya çıkardı. Araştırmanın Türkiye ayağını Barem Research’ün yaptığı Küresel Yolsuzluk Algısı Endeksi’ne göre, Türkiye son 9 yılda temiz toplum olma yolunda çok önemli bir gelişme gösterdi. Türkiye, temiz ülkeler liginde 2004’de 77. sırada iken 9 yılda 23 ülkeyi geride bırakarak 2012 yılında 54.’lüğe yükseldi. Belediye, sağlık, yargıda ve vergi ile ilgili kurumlarda “hediye” vererek işini yaptıranlarda ciddi düşüş var.

04/11/2013 - ZENGİNLERE PARA, GELİŞMEKTE OLAN ÜLKELERE DÜZEN LAZIM
Görsel

Barem Research global ortağı WIN/ Gallup International ile birlikte dünyanın en önemli sorununun ne olduğunu araştırdı. Ulaşılan sonuç ilginç; zengin ülkeler ekomiden, fakir ve gelişmekte olan ülkeler ise düzensizlikten muzdarip. Barem Research ve WIN / Gallup International Türkiye’de bin kişiye, dünyada 56 ülkeden 50 binin üzerinde kişiye dünyanın en büyük sorununun ne olduğunu sordu. Dünya genelinde en büyük sorun Yolsuzluk (yüzde 15) , onu Ekonomik problemler (yüzde 14), Zengin fakir arasındaki uçurum (yüzde 14) ve İşsizlik (yüzde 12) izliyor. Türkiye’de ise en büyük sorunlar Terör (yüzde 27) ve Savaşlar (yüzde 20). Ekonomik konular daha sonra geliyor.

03/18/2013 - MUTLUYUM, MUTLUSUN, MUTLU...
Görsel

Barem Research’ün Türkiye halkasını gerçekleştirdiği WIN/ Gallup International Association “Global Mutluluk” araştırmasına göre insanların yarıdan çoğu mutlu. Araştırmamızda Türkiye genelini temsil eden binin üzerinde kişiye, 3 seçenekle, geçtiğimiz bir yılı düşünerek kişisel olarak kendilerini nasıl hissettiklerini sorduk. İnsanların yüzde 40'ı mutluyum dedi. Mutsuzum diyenler yüzde 17, Ne mutlu, ne mutsuzum diyenler ise yüzde 43 oldu.

01/04/2013 - EKONOMİK KRİZ UMUTLARI DA YIKTI. TÜRKLER DE AVRUPALILAR GİBİ 2013'E UMUTSUZ GİRİYOR
Görsel

Avrupalı 2013’e de karamsar giriyor, Umutlu olanlar yoksullar. Barem Research’ün Türkiye halkasını gerçekleştirdiği, toplam 54 ülkede yapılan WIN/ Gallup International “Global Umut ve Umutsuzluk Barometresi” araştırmasının sonuçları açıklandı. Ekonomik ve finansal krizle boğuşan gelişmiş Batı ülkeleri 2013’e karamsar giriyor. Geri kalmış ya da gelişmekte olan çok sayıda ülke ise yeni yıla umutla bakıyor. Türkiye umutsuzlar arasında.

12/05/2012 - DÜNYANIN YÜZDE 12'Sİ, TÜRKİYE'NİN YÜZDE 16'SI YETERLİ GIDAYA ULAŞAMIYOR
Görsel

Barem Research’ün Türkiye halkasını gerçekleştirdiği WIN/Gallup International Global “Açlık Algısı” araştırmasına göre, dünya nüfusunun yüzde 3’ü sürekli, yüzde 9’u zaman zaman açlık çekiyor. Türkiye’de nüfusun yüzde 16,2’si yeterli gıdaya ulaşamıyor. Dünyanın gündeminde bulunan Filistin ve Sudan’da ise durum içler acısı... Sudan halkının yüzde 80’i, İsrail ablukası altındaki Filistin’de ise halkın yüzde 52’si yeterli gıdaya ulaşamadığı için açlık çekiyor.

11/01/2012 - EBEVEYNLERİN ÇOCUK OBEZİTESİ BİLİNCİ
Görsel

Barem Research olarak ebeveynlerin çocuk obezitesi konusundaki düşüncelerini anlamak amacıyla Ağustos ayında İstanbul'da 700 ebeveynle yüzyüze görüştük. Obezitenin ne olduğunu, bir çocuğun obez olup olmadığını nasıl anladıklarını, çocuklarda artan obezitenin sebeplerini ve neden olduğu sorunları sorduk.

10/05/2012 - DÜNYA SEÇSEYDİ KİM KAZANIRDI?
Görsel

Barem Research’ün Türkiye halkasını gerçekleştirdiği WIN/ GIA ABD Başkanlık Seçimi 2012 araştırmasına göre, ülkesinde Romney’le başabaş giden Obama, dünyada açık ara önde. 32 ülkede 26 bin kişiyle yapılan araştırmaya göre, Obama’nın oy oranı yüzde 81 iken Romney yüzde 19’da kaldı. Türkiye’de Obama’ya destek verenlerin oranı ise yüzde 94.

09/11/2012 - TÜRK HALKININ YÜZDE 61'İ YABANCI GÖÇMENE SICAK BAKMIYOR
Görsel

Barem Research, WIN/ Gallup International Association ile birlikte Türkiye ve dünyada uluslararası göç hareketlerinin hızlandığı bu dönemde dünya kamuoyunun yabancı göçmenlere bakışını irdeleyen 'Göçmenliğe Destek Endeksi' araştırmasını gerçekleştirdi. Araştırmaya göre Türk halkının yüzde 61'i ülkesine yabancı göçmen gelmesine sıcak bakmıyor. Bu oranın dünya ortalaması yüzde 38. Barem Research’ün Türkiye’de bin kişi ile yüzyüze görüştüğü araştırmanın genelinde 59 ülkede toplam 50 bin görüşme yapıldı. Çalışmanın sonuçlarına göre dünya nüfusunun yüzde 34’ü göçmenliği “iyi bir şey” olarak nitelendirirken yüzde 38’i göçmenliğin “kötü bir şey” olduğunu düşünüyor. Bu ikisinin farkı olan Net Göçmenliğe Destek Endeksi global olarak eksi yüzde 4. Türkiye’de göçmenlere bakış çok daha olumsuz. Türk halkının yüzde 61'i ülkesine göçmen gelmesine karşı, göçmenliğe olumlu bakanların oranı yüzde 15 ile sınırlı kalıyor. Bu durumda Net Göçmenliğe Destek endeksi eksi yüzde 46.

06/26/2012 - DÜNYA, İŞSİZLİK KORKUSUNUN PENÇESİNDE
Görsel

Barem Research ve global ortağı WIN/ Gallup International, 56 ülkede 50 bin kişiyle görüşerek insanların iş endişelerini irdeledi. Araştırmaya göre dünya nüfusunun yüzde 55’i işini kaybetme korkusu yaşıyor. Türkiye’de ise bu oran yüzde 50. Dünya genelinde yapılan ‘İşgücü Endişe Göstergesi’ araştırmasına göre, global ekonomik krizin tetiklediği işini kaybetme veya iş bulamama korkusu insanları huzursuz etmeye devam ediyor.

06/01/2012 - MODAYI KENDİMİZE YAKIŞTIRDIĞIMIZ KADARIYLA UYGULUYORUZ
Görsel

Barem Research kentli Türk insanının moda ile ilişkisini anlamak adına bir araştırma yürüttü. Araştırma; moda ile ilişkinin yoğun olduğu 10 büyük ilde, 18 yaş ve üzerinde 1.400 kişi ile CAPI (Bilgisayar Destekli Yüzyüze Görüşme) yöntemiyle Nisan ayında gerçekleştirildi. Çalışma kentli Türk insanının ; moda ile ilişkisini nasıl tanımladığını, giyim alışverişinde tercih ettiği genel yaklaşımı, internetten giyim alışveri yapıp yapmadığını ve spontan olarak aklına gelen kadın giyim markalarını anlamak amacıyla yapıldı.

05/28/2012 - UFUKTA BARIŞ VAR MI
Görsel

Türkiye'de Barem Research tarafından temsil edilen Uluslararası araştırma ağı WIN-Gallup International’in dünya kamuoyunun barış beklentisini ölçmek amacıyla periyodik olarak yaptığı araştırmanın sonuçları yayınlandı. Dünyada 2012 yılını, 2011’e göre daha barışçıl bir yıl olarak bekleyenlerin oranı %27. “Barış Endeksi” (yani önceki yıla göre daha fazla barış bekleyenlerin oranı eksi daha fazla savaş veya terör bekleyenlerin oranı) hala eksi %5 gibi negatif bir değer olsa da, 11 Eylül’den bugüne dek ulaşılan en yüksek seviye. 50 binden fazla kişiyle görüşüldü

05/16/2012 - ARAP BAHARININ TÜRKİYE'YE ETKİLERİı
Görsel

Dünya bağımsız araştırmacılarına göre Arap Baharı Türkiye’yi olumlu etkiledi... Barem Research üyesi olduğu WIN/ Gallup International grubunun 66 araştırmacısına Arap Baharı sürecindeki aktif tutumunun Türkiye’yi dünyanın gözünde nasıl etkilediğini sordu. Bu araştırmacılar ülkelerindeki en iyi bağımsız araştırma şirketlerinin sahipleri ve 40 yıllık Gallup geleneği ile ülkelerinde sosyal araştırmalar yapıyorlar. Barem Research ülkelerinin nabzını sürekli tutuyor olmaları nedeniyle ülkelerinde fikir önderleri olan bu araştırmacılarla Türkiye’nin dünyada politik açıdan nasıl algılandığını anlamak için bir araştırma yaptı. Çalışma mail adreslerine gönderilen link ile web’de yeralan kısa soru formunun üyeler tarafından doldurulması ile gerçekleştirildi. 66 ülkeden 53 cevap alındı. Ayrıca Türkiye ile daha yakın ilişkide olan ülkelerden birkaç araştırmacıdan araştırma sonuçlarını yorumlamaları istendi.

04/02/2012 - MUTLULUK ARAŞTIRMASI
Görsel

Barem Research’ün Türkiye halkasını gerçekleştirdiği global bir araştırmanın sonuçları, yeni yıla girerken ekonomiye ilişkin umutsuzlukların, “mutluluk” duygusunu azaltmadığını gösteriyor.

03/28/2012 - DÜNYAYA MOBİL BAĞLANIYORUZ
Görsel

Hızla değişen sosyal medya trendleri, tüm dünyada bireylerin tüketimden iletişim biçimlerine kadar yaşamlarında yeni modeller geliştirmelerine neden oluyor. Bu alanda Barem Research ve WIN/ Gallup International tarafından ikincisi gerçekleştirilen ‘Sosyal Medya Trendleri’ araştırması sonuçları mobil iletişiminin hızlı yükselişini vurgularken yeni yaklaşımları da ortaya koyuyor. ‘Sosyal Medya Trendleri’ araştırması 44 ülkede 1,2 milyar kişiyi temsil eden 40 bin 500 internet kullanıcısıyla yapıldı. Araştırma sonuçları gösteriyor ki dünya genelinde ; sosyal medya etkileşimi süreklilik kazanıyor. Her zaman, her yerde ulaşılır olma durumu artık bir zorunluluk. Araştırmaya göre bu trendler yaşam biçimlerini değiştiriyor. Dünyadaki tüketiciler değişiyor ve iletişim biçimlerini bu trendlere uyarlıyorlar.

02/01/2012 - GELECEĞİ TASARLAMAK İÇİN ARAŞTIRMA
Görsel

İşi doğru yapmak, evet, ama yetmez ! Türk şirketleri, geçtiğimiz 20-30 yılda işlerini doğru yapmak yönünde çok yol katettiler. Artık “Türk malı”, otomotivden tekstile bir çok sektörde “kaliteli” anlamına geliyor. Kalite global rekabette başarıyı getiriyor, rakiplerden yüksek fiyatlandırma yapabilmeyi sağlıyor, bu da refahın artması demek. Kaliteli üretim Türkiye’nin 2023 vizyonunu gerçekleştirmek, dünyanın en büyük 10 ekonomisi arasına girebilmek için önemli bir basamak ancak yeterli değil. Şirketlerimizin işi doğru yapmaktan doğru işi yapmaya evrilmeleri gerektiğini düşünüyoruz.

01/09/2012 - DOKTORLAR TARTIŞIRKEN VATANDAŞ NE YAPSIN...
Görsel

Doktorlar arasında kolesterol ilaçlarının kalp krizi riskini azaltıp azaltmadığı konusundaki tartışmalar, vatandaşın aklını karıştırdı. Barem Research’ün yaptığı ‘Kolesterol Araştırması’na katılanların yüzde 42’si “Kolesterol ilaçlarının yararı veya zararı konusunda kafam karıştı. Her iki görüşü savunan hekimlere de tam olarak inanamadım” yanıtını verdi.

01/09/2012 - ŞİKE YASASI VATANDAŞI BÖLDÜ
Görsel

Aziz Yıldırım’ın da aralarında bulunduğu futbolun ünlü isimlerinden 50 kişinin gözaltına alındığı Şike Soruşturması bir araştırmaya konu oldu. Barem Research tarafından yapılan araştırmaya göre kamuoyu Şike Yasası’nın futboldaki şike sorununa çözüm olacağına pek inanmıyor. Araştırmaya katılanların yarısı yasa tasarısının şikeyi engelleyemeyeceğini söylerken üç kişiden biri aksi düşüncede.

12/22/2011 - 2012 YILINDAN EKONOMİK BEKLENTİLER
Görsel

KARAMSARLIK DÜNYADA YÜKSELiŞTE İKEN TÜRKİYEDE AZALIYOR ! Dünyada Net Ekonomik İyimserlik Puanı son bir yılda +2’den -4’e geriledi Türkiye’de ise -11’den -1’e yükseldi. AVRUPA VE AMERIKA GEÇEN YILA GÖRE DAHA KARAMSAR, DİĞER BÖLGELERDE İSE DİKKATE DEĞER DEĞİŞİKLİKLER VAR Barem Research’ün Türkiye halkasını gerçekleştirdiği global bir araştırmanın sonuçları, yeni yıla girerken dünyanın 2012’ye ilişkin ekonomik refah beklentilerinin düşüş trendinde olduğunu gösterdi. Barem Research, yeni bir yıla girerken, WIN/ GIA “Global Umut ve Umutsuzluk Barometresi”nin Türkiye halkasını gerçekleştirdi. Araştırma dünyanın 2012 yılındaki ekonomik refaha ilişkin umutlarının düşüş trendinde olduğunu gösteriyor. Sonuçlar karamsarlığın Avrupa ve Kuzey Amerika’da, dünyanın diğer bölgelerine göre, daha derin olduğunu doğruluyor.

11/04/2011 - “YERLİ OTOMOBİL DEVRİM ARABALARI V2 Mİ OLACAK, YOKSA...?
Görsel

Hükümetin “Yerli Otomobil” projesi Türkiye’de 60’larda yaşanan “Devrim Arabaları” olayını hatırlatıyor. Çok farklı koşullarda gerçekleşecek olsa da bu defa başarılı bir markamızın olması, o zaman yapılan hataların tekrarlanmamasına bağlı. Bu bağlamda tüm tarafların bu otomobile inanmasını çok önemsediğimizden eksik taraf olarak gördüğümüz tüketicilerin düşüncelerini aldık. Sonuç : Yerli otomobile tüketiciden yeşil ışık, kaliteli, özellikli ve ekonomik olması koşuluyla. Geçen yıl 600 bin adet otomobil üretimine ulaşıldı. Kendini kanıtlamış üretim tesisleri, oturmuş yan sanayii ve yeterli kapasitesi ile parlak üretim ortamı global otomobil markalarını Türkiye’de üretime çekiyor. Tasarım ve ürün geliştirme için şimdilik 4 bin kişinin çalıştığı Ar-Ge birimleri de Türkiye’nin elini güçlendiriyor. Ancak hala yerli bir markamız yok. İktidarın yerli otomobil projesi bu anlamda zamanında bir girişim gibi görünüyor. Peki ya tüketici? Acaba Türkiye’de bu otomobilleri satın alması beklenen tüketici yerli otomobil konusunda ne düşünüyor? Devrim Arabaları filmini hatırlarsınız. Çok değil, iki yıl önce sinemalarda gösterilen film, 1961 yılında Cemal Gürsel’in emriyle başlatılan ve 23 mühendisin inanılmaz bir azimle çalışarak 130 günde 29 Ekim törenlerine yetiştirdikleri ilk yerli otomobillerin üretim sürecini anlatıyordu. O zaman çeşitli nedenlerle seri üretime geçemeyen yerli otomobil konusu elli yıl sonra tekrar gündemde. Üstelik gene iktidarın isteğiyle. Türkiye’nin 60’larda başlayan otomobil imalat serüveni başarıyla devam ediyor. Koşullar elli yıl öncesinden çok farklı tabii. Sektördeki global yapı kadar Türkiye’nin bu alandaki konumu da çok değişti. Otomotiv (Kara, deniz, hava taşıtları ve yan sanayii) Türkiye’nin en büyük ihracat kalemi. OSD (Otomotiv Sanayii Derneği) yıl sonu raporuna göre, 2010 yılında; üretim bir milyon yüz bine, iç pazar 800 bine, ihracat 750 bine dayandı. Otomobil için de sayılar epey heyecan verici görünüyor. 2010 yılında 500 bini aşan otomobil pazarının % 69’u ithal olsa da üretilen 600 binin üzerinde otomobilin % 73’ü, 440 bini ihrac edildi. Ancak birim, adetten dövize geçince 2010 yılında en büyük ihracat pazarımız olan Avrupa’da krizin etkilerinin sürmesi nedeniyle, ihracatın ithalatı karşılama oranı genel olarak otomotivde % 3’e otomobilde ise % -9’a düştü. Yani onca otomobil ihracatı malesef bugün için ithalatı karşılamıyor. Ancak görünen, parlak bir gelecek. Ölçek ekonomisi için üretim kapasitesi giderek artıyor. Türkiye’de üretilen araçların kalitesi artık dünyada otomotiv profesyonelleri tarafından sorgulanmıyor. Üstelik ciddi Ar-Ge yatırımları ve bu alanda çalışan 4 bin uzman ile üretim dışında ürün geliştirme konusunda da iddia sahibi olmak hedefleniyor. Hiç mi sorun yok Şeytanın avukatlığını yapmak gerekirse konuyla ilgili bir kaç soru sorulabilir tabii. Öncelikle Küresel İklim Değişikliği sorunu için otomobilin yaygınlaştırılması yerine toplu taşımaya öncelik verilmesi gerekmez mi? Gelecek nesillere yaşanacak bir dünya yaratmak için yerli otomobil yeşil olacak, değil mi? Yoksa fosil yakıtlı ve eski teknolojili araçlardan mı bahsediyoruz? Hani, Ar-Ge yatırımları ne oldu diyebiliriz ! İkinci soru devlet elindeki üretim kurumlarını verimsizlik nedeniyle yabancı firmalara satarken, özel sektörden yerli marka otomobil için elini taşın altına koymasını istemesi anlamlı mı? Yurtdışında bir çok markaya olduğu gibi bizde de yerli otomobile Ar-Ge ve üretim için devlet desteği gelecek mi? Evet ise, nerde kaldı Liberal ekonomi? Bir de tabii işin Türkiye olarak çok zorlandığımız pazarlama ve markalaşma kısmı var. Bu alanın da devlet desteğini hakettiğini ve gerçek uzmanlara bırakılması gerektiğini düşünüyoruz. Yerli otomobil’e inanıyor muyuz? Peki, otomobil satın almayı planlayanlar bu konuda ne düşünüyor? Öyle ya, proje gerçekleşir ve yerli otomobiller üretilmeye başlanırsa ilk ve en büyük pazar Türkiye olacak herhalde. Barem Research olarak Ekim 2011’de, otomobil satışlarının yüksek olduğu 6 ilimizde, önümüzdeki üç yıl içinde otomobil satın almayı planlayan 330 kişi ile bir araştırma gerçekleştirdik. Görüştüğümüz kişiler çoğunlukla erkek, yalnızca 8’de biri kadın. Çoğunluk 35-49 yaş grubunda (% 44), 3 kişiden biri 18-34 yaş grubunda. Bu kişilerin yarıya yakın kısmı bir yıl içinde otomobil satın almayı planlıyor. Görüşülen kişilerin % 58’i Yerli Otomobil projesini biliyor. Bu oran cinsiyet ve yaş grupları açısından benzer, ancak iller bazında farklılaşıyor. Bilenlerin oranı en yüksek Istanbul’da (% 69). Çoğunluk yerli markalı bir otomobilin yalnızca Türkiye’de satılacağını (% 56) düşünüyor. Komşu ülkelerde de satılır diyenler % 26. Kalan % 18’lik bir gruba göre ise yerli markalı bir otomobil tüm dünyaya satılabilir. Üç kişiden ikisi yerli markalı bir otomobilin fiyatının yabancı benzerlerinden daha ucuz olacağını düşünüyor. Daha pahalı bir fiyat bekleyenler yalnızca % 3. Çoğunluk yerli markalı bir otomobilden yabancı benzerleriyle aynı kalite (% 53) ve aynı ürün özelliklerini (% 58) bekliyor. Kısaca aynı seviyedeki yabancı otomobillerle karşılaştırıldığında yerli otomobilden ilginç bir şekilde ; benzer ürün özellikleri, benzer kalite ve fakat daha ucuz fiyat bekleniyor. Üreticilerin işi pek kolay değil. Ancak, iyi haber de var, görüştüğümüz 3 kişiden ikisi yerli otomobili alabileceğini söylüyor. Yerli otomobilin hem iç pazardaki ithalatın bir kısmını karşılayacağını hem de 60 milyon adetlik dünya pazarından hakettiği payı alacağını umuyoruz.

11/04/2011 - DEPREM HAZIRLIĞINDA SINIFTA KALDIK !
Görsel

Barem Research’ün araştırmasına göre Kocaeli depreminin üstünden oniki yıl geçmesine rağmen on kişiden yedisi bugüne kadar deprem için özel bir hazırlık yapmamış. Barem Research 1999 yılından beri unutmadığımız ve Van depremiyle tekrar gündeme oturan kabusumuzu sorgulandı. Araştırma Türkiye kent-kır temsili 1.021 kişi ile CATI (Bilgisayar yardımlı telefon görüşmesi) yöntemiyle yapıldı. Görüşülen kişilerin yalnızca yarısı (% 52) oturduğu evin depreme dayanıklı olduğunu düşünüyor. Sosyoekonomik statü yükseldikçe evet diyenler de artıyor. Depremden korunmak için alınan önlemler sorulduğunda görüşülen kişilerin % 71’i hiç bir şey yapmadığını söyledi. Yapılanlar arasında Deprem sigortası (% 12), Mekan kuvvetlendirme çalışmaları (% 10), Evin içindeki eşyalı sabitlemek (% 8) ve deprem çantası hazırlamak (% 5) var.

08/12/2011 - RAMAZANIN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ - ORUÇ, NAMAZ VE ÖTESİ...
Görsel

Toplum olarak din ile ilişkimizin en yoğun olduğu Ramazan ayında, son 6 yılda Türkiye nüfusunu temsil eden toplam 12 bin kişiyle yaptığımız sürekli bir araştırmanın bulgularıyla, ibadet alışkanlıklarımıza bir göz attık. Barem Research’de yürüttüğümüz araştırmanın 6 yıllık toplu sonuçları her 100 kişiden 67’sinin Ramazan ayında sürekli oruç tuttuğunu gösteriyor. Bu 67 kişinin 24’ü aynı zamanda düzenli 5 vakit namazını da kılıyor. 22’si sık sık veya arasıra 5 vakit namaz kıldığını söylüyor. Oruç tutan bu 67 kişi içinde seyrek namaz kılan ya da hiç kılmayan 21 kişi daha var. Namaz Araştırmamız her 4 kişiden birinin günde 5 vakit namaz kıldığını gösteriyor. Günümüzün çalışan şehir insanı için 5 vakit namaz kılmanın gerçekten zorlayıcı bir ibadet olduğu çok açık. Zaten kadınlar arasında 5 vakit namaz kılmak daha yaygın. Toplumun % 25’i, erkeklerin % 18’i kadınların ise % 31’i 5 vakit namazını sürekli kılıyor. Namaz kılma oranı yaşlandıkça da artıyor, 18-24 yaş grubu için % 14 olan oran 60-65 yaş grubunda % 53’e kadar çıkıyor. Eğitim yükseldikçe namaz kılanların oranı azalıyor. İlkokul eğitimi almamış kişilerde % 41 iken Üniversite mezunlarında % 15’e kadar düşüyor. Tam gün çalışanlarda % 16 iken dışarıya en az çıkan kesim olan ev hanımları ve emekliler arasında % 40 civarında. Bekarlarda % 11 iken Evliler arasında % 30. Kısacası namazın demografi ile olan ilişkisi genel dindarlık ezberimize uzak değil. Kent ve Kır arasında pek bir fark yok. Yıllara göre de önemli değişiklikler gözlenmiyor. Oruç Türkiye genelinde Ramazanda sürekli oruç tutanların oranı % 67. Demografik kırılımlarda namazdakine benzer dalgalanmalar gözleniyor ancak farklar azalıyor. En yüksek oranları olan kırılımlar: Kadın % 69, Ev Kadını % 78, Kır % 70, Evli % 72, İlkokul terk % 79 ve 60-64 yaş % 77. Özet olarak oruç toplumda çok daha yaygın uygulanabilen ve uygulanan bir ibadet. Oruçta mevsimin etkisi de görünüyor. Çalışmamızın Ramazanın sonbahara geldiği ilk yıllarında oruç tutanların oranı % 70’lerdeyken, şimdi % 50’ler civarında. Aradaki insanlar oruç tutmayı bırakmış değil, yalnızca 30 ramazan değil de, uygun olduklarında tutuyorlar. Sıcaklar, kalp- damar-tansiyon gibi sağlık sorunu olanların evden dışarda oruç tutmasına izin vermiyor. Diabetliler için ise risk hep var. Kişinin kendi sağlığını gözardı ederek ibadet etmeyi tercih etmesi de pek makbul değil. ... ve ötesi Ramazan ayının gıda sektörüne etkisi reklamlarla salonlarımızda, ürünlerle sofralarımızda. Pide, güllaç gibi Ramazan lezzetlerinin katkısı da cabası. Aileler için Ramazan ayının olağan sosyalleşmesi olan iftarlar giderek dışarıya doğru çeşitleniyor. Önce 80’lerde İş dünyası keşfetti bunu, şimdi de aile veya arkadaşlarla ev dışında oruç açmak için Türkiye’nin bir çok yerinde pahalısından (120 TL’ya iftar menüsü) yükselen fırsat sitelerine (103 çeşit açık büfe iftar menüsü 25 TL), simit sarayı iftar menülerinden bu yılın modası teknede iftara, AVM’lerin yemek alanlarındaki büfelere kadar her seviyede bir zenginlik sözkonusu. Mevsime uygun olarak iftar çadırlarından dönüşen ve geçen yıl yükselen rekabetle patlama yaşayan Belediyelerin sokak iftarları da iş dünyasının sosyal sorumluluk kampanyaları olarak devam ediyor. İftar dışında ramazan ayına özel çeşitli belediyelerin ve alışveriş merkezlerinin organizasyonu olan çok sayıda etkinlik de gezme ve eğlenme ihtiyacımızı karşılamak üzere hayatımıza girdi. Ancak herşey güllük gülistanlık değil malesef. Bu dönem toplumsal gerginlikler ve kutuplaşma için yükseltici etkisi yapıyor. Oruç ibadetinin hoşgörü esaslı bir dinde yaşanmaması gereken çatışmalara kaynaklık etmesi veya bahane edilmesi üzücü tabii. Akşam aç karnına, düşük şekerle eve dönerken kalabalık toplu taşıtlarda tartışmaların artması normal görünebilir ama sabah işe gelirken yaşanan gerginliklerde araya sıkıştırılan “oruçluyum zaten...” lafı pek de yerini bulmuyor doğrusu. Bu arada bazı belediyelerin talihsiz bir zamanlamayla Ramazan ayına raslayan ve kurunun yanında yaşın da yandığını söyledikleri belirli sokaklardaki masaları kaldırma operasyonu, mekan sahipleri ve müşterileri tarafından hoşgörüsüzlüğün bir göstergesi olarak algılandı. Durum bu haliyle ne geçen yılın Avrupa Kültür Başkenti’ne ne de Istanbul’un dinamizminin ve kozmopolitliğinin yarattığı bir dünya şehri algısına uygun bulundu. İster niyetli olalım, ister olmayalım hayatımıza Ramazan ile birlikte giren güzel değişiklikler var. Sıcak, kriz gibi sorunlar olsa da hoşgörü geleneğini hatırlayarak bizim gibi düşünüp davranmayanlara saygımızı sürdürerek tadını çıkaralım.

06/24/2011 - TURİZM TAMAM AMA TÜRKİYE’YE YETMEZ (3)
Görsel

Barem Research, Türkiye’nin batı komşuları gözündeki imajını araştırdı. Türkiye turizmde güçlü ama ürün algısı ve markalaşmada gidecek çok yolu var. Barem Reserach, global ortağı WIN ile birlikte, 6 Doğu ve Orta Avrupa ülkesinde (Türkiye, Avusturya, Bulgaristan, Çek Cumhuriyeti, Romanya ve Sırbistan) 6 bin kişi ile görüşerek yaptığı araştırmada her ülke halkının, 7 farklı alanda bölgedeki diğer ülkeler hakkındaki düşüncelerini anlamayı hedefledi. Elde edilen ilginç sonuçlar; yönetici, işadamı ve ekonomistlerin dikkate değer çıkarımlar yapmalarına olanak sağlayacak nitelikte. Biz kendimizi nasıl görüyoruz, onlar bizi nasıl görüyor... Bu beş ülkedeki insanların çeşitli konularda Türkiye ile ilgili algılarına ve aynı konuda Türkiye insanının kendisi ve ülkesi ile ilgili ne söylediğine bakıldığında ise çarpıcı sonuçlar çıkıyor. Kültür farkı mı, Osmanlı etkisi mi, tanıtım eksikliği mi ya da hepsi birden mi bu sonucu doğurdu, şimdilik bilmiyoruz ama yakın batımızdan görülen Türkiye ile Türkiye’den görülen Türkiye bayağı farklı. · Biz ülkemize gelen yabancılara karşı açık ve dost davrandığımızdan eminiz (% 93), ama onlar pek öyle düşünmüyor (% 43) · Bizce Türkiye okumak veya çalışmak için iyi bir ülke (% 76) ama batı komşularımız bunu hiç bilmiyor (% 16) · Ülkemizde kaliteli ürünler satılıyor. Biz bunu biliyoruz (% 82) ama komşularımıza pek anlatamamışız (% 32) · Satınalmaya değer yerli markalarımız var (% 90) ancak komşularımızın bundan da pek haberi olmamış (% 30). Bir ülkenin markaları olması için ön koşul o ülkenin uygun alanlarda marka olması. Türkiye’nin marka olması için yapılması gerekenler bir ürünün markalaşması için gerekenlerden çok daha karmaşık ama yol çok da farklı değil. Bu yolun en büyük desteği de araştırma tabii

06/24/2011 - TURİZM TAMAM AMA TÜRKİYE'YE YETMEZ - 1
Görsel

Barem Research, Türkiye’nin batı komşuları gözündeki imajını araştırdı. Türkiye turizmde güçlü ama ürün algısı ve markalaşmada gidecek çok yolu var. Barem Reserach, global ortağı WIN ile birlikte, 6 Doğu ve Orta Avrupa ülkesinde (Türkiye, Avusturya, Bulgaristan, Çek Cumhuriyeti, Romanya ve Sırbistan) 6 bin kişi ile görüşerek yaptığı araştırmada her ülke halkının, 7 farklı alanda bölgedeki diğer ülkeler hakkındaki düşüncelerini anlamayı hedefledi. Elde edilen ilginç sonuçlar; yönetici, işadamı ve ekonomistlerin dikkate değer çıkarımlar yapmalarına olanak sağlayacak nitelikte. Türkiye yakın batımızdan da bir turizm ülkesi olarak görünüyor ama... Araştırmanın sonuçlarına göre Türkiye bu ülkeler arasında bugüne kadar en çok ziyaret edilen ülke (%20). Hemen arkamızdan Avusturya ve Bulgaristan (% 19) geliyor. Ancak bundan sonra turizm amaçlı gidilmek istenen ülkeler sorulduğunda bir farklılaşma var : Avusturya (% 53), Türkiye (% 47) ve Bulgaristan (% 36) istek alıyor. Benzer farklılaşma “Turizm için iyi bir ülkedir” ifadesine katılımda da görünüyor : Avusturya (% 76), Türkiye (% 71), Bulgaristan (% 50). Bulgaristan için sorun daha büyük ama bizim açımızdan da, Turizmcilerimizin Avusturya’yı bu ülkeler için biraz daha cazip hale getiren, coğrafi konum dışında tabii, ne varsa onu anlayıp, yatırımlarını ve bu ülkelere yönelik tanıtımlarını bu doğrultuda yapmaya başlamaları önemli olacak gibi görünüyor. Bu durumun nedeni Avusturya’nın cazibesi ; kültürü, doğası veya kayak olanakları olabileceği gibi Türkiye’nin gereken bazı alanlarda bu bölge insanına hitap edemiyor olması da olabilir. Bölgede bu amaçla yapılacak araştırmalar, sorunu ve çözüm yollarını netleştirmeye destek olacaktır.

06/24/2011 - TURİZM TAMAM AMA TÜRKİYE’YE YETMEZ (2)
Görsel

Barem Research, Türkiye’nin batı komşuları gözündeki imajını araştırdı. Türkiye turizmde güçlü ama ürün algısı ve markalaşmada gidecek çok yolu var. Barem Reserach, global ortağı WIN ile birlikte, 6 Doğu ve Orta Avrupa ülkesinde (Türkiye, Avusturya, Bulgaristan, Çek Cumhuriyeti, Romanya ve Sırbistan) 6 bin kişi ile görüşerek yaptığı araştırmada her ülke halkının, 7 farklı alanda bölgedeki diğer ülkeler hakkındaki düşüncelerini anlamayı hedefledi. Elde edilen ilginç sonuçlar; yönetici, işadamı ve ekonomistlerin dikkate değer çıkarımlar yapmalarına olanak sağlayacak nitelikte. Türkiye alışveriş alanında bölgenin cazibe merkezlerinden biri ancak gideceği yol bu alanda turizmden daha uzun... Araştırma Türkiyenin alışveriş açısından potansiyeli olduğunu gösteriyor. Alışveriş için Avusturya’ya gitmek isteyenler (% 42) kadar olmasa da Türkiye ve Çek Cumhuriyeti (% 26) en çok gidilmek istenen diğer ülkeler. Benzer durum “Alışveriş için iyi bir ülkedir” ifadesine katılımda da görünüyor : Avusturya (% 58), Türkiye (% 49), Çek Cumhuriyeti (% 37). Bu oranlara bakıldığında Bulgaristan’ın turizmdeki durumu alışverişte Çek Cumhuriyeti için geçerli gibi görünüyor ama önemli bir fark var. Çek Cumhuriyeti için “Alışveriş için iyi bir ülkedir” (% 37) diyenler aynı zamanda “Kaliteli ürünlerin satıldığı”(% 38) ve “Alınacak iyi markaları olan” (% 37) bir ülkedir de diyor. Benzer durum Avusturya için de geçerli (% 58 - % 63 - % 59). Türkiye için ise bu oranlar arasında bayağı bir fark var (% 49 - % 32 - % 30). Türkiye’nin kaliteli ürünlerinin ve markalarının bu bölgede, bölge insanlarına doğru hitap edecek ve onların ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde tanıtılması ilk adım olmalı. Tabii ki yapılacak araştırmaların yol göstermesiyle.

06/02/2011 - Pozitif Ayrımcılık
Görsel

POZİTİF AYIRIMCILIK Araştırma 18 yaş ve üzeri 500 İstanbullu (temsili) ile CATI yöntemiyle yapıldı. “KADINLAR TOPLUMUN YARISINI OLUSTURUYOR. O HALDE MECLISIN DE YARISINI OLUSTURMALI, BIZ ÖNÜMÜZDEKI ILK SEÇIMDE BUNU GERÇEKLESTIRECEGIZ” diyen bir partiye nasıl yaklaştıklarını sorduk. · Görüşülen kişilerin % 69’u çok olumlu veya olumlu yaklaştığını söyledi. Kadınlarda bu oran daha yüksek (% 76) · Bu vaadi hangi parti verse inanırsınız sorusuna % 41 hiçbiri cevabı verdi. Bu söylem en çok AKP (% 33) ve CHP (% 21)’den bekleniyor. · Bu vaadde bulunan partiye mutlaka oy verirdim diyenler % 58 ve kadın-erkek oranları arasında anlamlı fark yok. · Bu partinin diğer vaadlerine de bakarım, belki oy veririm diyenler ise % 26 oranında. Kendi partim böyle bir vaadde bulunsa başka partiye geçerim diyenler % 2’de kaldı.

06/02/2011 - Internetten alışveriş
Görsel

Beş İstanbulludan biri internetten alışveriş yapıyor INTERNETTEN ALIŞVERİŞ Araştırma 18 yaş ve üzeri 500 İstanbullu (temsili) ile CATI yöntemiyle yapıldı. · Görüşülen kişilerin % 69’u internet kullanıyor. Bu oran yaş küçüldükçe ve eğitim ve ses yükseldikçe artıyor. Üniversite mezunlarının % 95’i internet kullanıcısı. · Internet kullananların % 72’si ; en çok facebook (% 95), google (% 41), youtube (% 18) ve twitter (% 17) olmak üzere sosyal ağlara giriyor. · Genel olarak sosyal ağlar tüm yaş, ses ve eğitim gruplarında benzer oranlarda kullanılırken, Twitter kullanımı; 18-29 yaş arasındaki gençler, AB ses grupları ve Üniversite mezunları arasında daha yüksek. · Internet kullananların % 30’u, yani görüşülen kişilerin % 20’si internetten alışveriş yapıyor. · İnternetten en çok alışveriş yapılan ürün grupları Elektronik (% 43), Kıyafet ve Aksesuar (% 37), Kitap (% 15) ve Sağlık (% 10). · Internetten alışveriş yapanların % 60’ı Fırsat İndirim sitelerinden haberdar. o Bu siteleri bilenlerin % 55’i, internetten alışveriş yapanların ise % 33‘ü Fırsat İndirim sitelerinden alışveriş yapıyor. o En çok alışveriş yapılan Fırsat İndirim siteleri Şehir Fırsatı, Grupanya ve Grupfoni. · Internetten alışveriş yapanların % 52’si Marka Fırsat alışveriş sitelerinden haberdar. o Bu siteleri bilenlerin % 44’ü, internetten alışveriş yapanların ise % 23‘ü Marka Fırsat alışveriş sitelerinden alışveriş yapıyor. o En çok alışveriş yapılan Marka Fırsat alışveriş siteleri Markafoni, Trendyol ve Limango.

05/23/2011 - Doğu ve Orta Avrupa Ülkeleri İmaj Araştırması
Görsel

Doğu ve Orta Avrupa Ülkeleri İmaj araştırması 2011 yılında yapılan araştırma için 6 ülkeden (Türkiye, Avusturya, Bulgaristan, Çek Cumhuriyeti, Romanya, Sırbistan ) 5.989 kişi ile CATI (Bilgisayar destekli telefon anketi) veya Yüzyüze görüşüldü. Araştırmanın özet bulguları - Türkiye bu ülkeler içinde bugüne kadar en çok ziyeret edilen ülke (% 20) - Görüşülen kişilerin yarısı Türkiye’ye Turizm amaçlı gitmek istiyor. Avusturya’ya (% 53), Türkiye’ye (% 47) - Alışveriş amaçlı Türkiye’ye gitmek isteyenler ise dörtte bir. Avusturya (% 42), Türkiye (% 26), Çek Cumhuriyeti (% 26) - Kendi ülkelerinin Türkiye nasıl bir ilişki içinde olmasını istedikleri · Çok yakın / dost ilişki % 11, · İyi ilişkiler içinde olmalı % 52 · Daha mesafeli, dikkatli olmalı % 25 - Bu beş ülkedeki insanların çeşitli konularda Türkiye ile ilgili algılarına ve aynı konuda Türkiye insanının kendi ülkesi ile ilgili ne söylediğine baktık. İlginç sonuçlar çıktı. o Türk insanının ülkesine gelen yabancılara karşı açık ve dost davrandığını düşünen yabancıların oranı % 43. Bu konudaki Türkiye sonucu ise % 93. o Türkiye’nin okumak veya çalışmak için iyi bir ülke olduğunu düşünenlerin oranı % 16. Türkiye oranı % 74. o Türkiyenin Turistik gezi için iyi bir ülke olduğunu düşünenler % 71 iken, Türkiye sonucu % 98. o Türkiyenin alışveriş için gidilecek iyi bir ülke olduğunu düşünenler % 49 iken, Türkiye sonucu % 93. o Türkiye’de tüketiciye kaliteli ürünlerin satıldığını düşünenler % 32. Türkiye sonucu % 82. o Türkiye’nin satınalmaya değer ulusal markaları olduğunu düşünenler ise % 30. Türkiye sonucu % 90 - Sokağında bir Türk komşu isteyenlerin oranı ise % 22. Bu konuda en düşük puan alan ülke Türkiye.

05/03/2011 - Sosyal medya nereye gidiyor: Global Social Media Tracker
Görsel

Günümüzün en çarpıcı fenomenlerinden olan sosyal medyanın gelişimini, WIN işbirliğimiz sayesinde, 26 ülkeyle birlikte izlemeye başladık. İlk Global raporu sunuyoruz.

04/26/2011 - WIN-GIA Nükleer Araştırması
Görsel

Japonya’daki depremin ardından dünyada nükleer enerjiye kamuoyu desteği azaldı TÜRKİYE NÜKLEER ENERJİYE KARŞI Barem Research’ün Türkiye halkasını gerçekleştirdiği WIN-GIA Global Nükleer araştırması sonuçlarına göre dünyada da Türkiye’de de nükleer enerjiye destek azaldı. Araştırmada 47 ülkeyi temsil eden 34 bini aşkın kişiye bugün ve Japonya depremi öncesinde Nükleer Enerji konusundaki düşünceleri soruldu. Sahası 21 Mart – 10 Nisan 2011 tarihleri arasında gerçekleşen çalışmada Nükleer Enerjiden yana olanlar global olarak % 49 iken, karşısında olanlar % 43, dolayısıyla Net Destek (Yanında olanlar eksi karşısında olanlar) % 6 oldu. Böylece Japonya depremi öncesinde % 25 olan Net Destek, 19 puan azalmış oldu. Türkiye, araştırmanın yapıldığı 47 ülke içinde Japonya depremi öncesinde Nükleer enerjiye Net Desteği negatif olan 18 ülkeden biriydi. Başka bir deyişle Türkiyede Nükleer enerjinin karşısında olanlar (% 51), yanında olanlardan (% 46) fazlaydı. Japonya’da yaşanan felaket sonrası ara biraz daha açıldı; Nükleer enerjinin karşısında olanlar % 57’ye yükselirken, yanında olanlar % 41’e düştü. Dolayısıyla Net destek 11 puan kaybederek -% 5’den, -% 16’ya düştü. Devamı pdf dosyasında

12/24/2010 - Global İyimserlik Araştırması - 2011'e Bakış
Görsel

Global İyimserlik Araştırması Dr. George Gallup başkanlığı ile 1977 yılında başlatılmış olan bir araştırma geleneğidir. 1977’den beri her yıl tekrarlanan bu araştırma, 2010 yılında Barem Research'ün de üyesi olduğu WIN/GIA grubu tarafından gerçekleştirilmiştir. Araştırmada Türkiye ile birlikte çok farklı coğrafyalarda 53 ülkeden 64 000 tüketici ile görüşülmüştür. Türk tüketicisinin 2011'e ilişkin beklentilerini öğrenmek isteyenler için Türkiye raporunu burada inceleyebilirsiniz.

06/01/2010 - Sosyal medya nereye gidiyor: Global Social Media Tracker
Görsel

Günümüzün en çarpıcı fenomenlerinden olan sosyal medyanın gelişimini, WIN işbirliğimiz sayesinde, 26 ülkeyle birlikte izlemeye başladık. İlk raporumuz hazır. Ekteki dosyada Türkiye raporunun özetini sunuyoruz.

04/19/2010 - Araştırma Sektörü'nde Değişim
Görsel

2009 yılında global araştırma pazarı enflasyondan arınmış rakamlarla % 4,6 oranında küçüldü. Türkiye araştırma sektörü ise aynı dönemde TL bazında % 2 büyüdü. Bu sonuç kuşkusuz sektörün başarısı olarak algılanmalı ama biraz daha yakından bakıp büyük şirketlerin büyüdüğünü, küçüklerin ise küçüldüğünü veya yok olduğunu görmek o kadar da umut vermiyor doğrusu. Son yıllarda sektörde bir kalite atılımı var. Buna bağlı olarak araştırmacıların 2001 krizinden sonra fiyat rekabetinin araştırma sektörüne verdiği zararı anlayıp, kalite rekabetine döndüklerini umuyorduk ancak bu krizde de gördüğümüz benzer yaklaşımlar fiyat / kalite önceliği konusunda hemfikir olunamadığını düşündürüyor. Araştırma müşterisi giderek daha hızlı, daha derin ve daha ekonomik çözümler arıyor. Hepsini aynı oranda sağlamak mümkün değil malesef. Müşterilerin öncelikleri sektörü yönlendiriyor. Dolayısıyla araştırma sektöründeki gelişme, araştırma müşterilerinin yeni "değer"i ödenen paranın ötesinde, işlerine yapılan katkı olarak tanımlanmasına bağlı.

02/01/2010 - Trendler ve daha fazlası: DAP Yaşam Biçimleri Araştırması
Görsel

DAP Yaşam Biçimleri Araştırması kentli Türk insanını ete kemiğe büründürmeyi ve ondaki değişimleri izlemeyi hedefleyen uzun soluklu bir araştırma. 15 yıldır yapılıyor. Çalışmada demografik bilgiler, medya kullanımları, yaşam biçimleri segmentleri, politik düşünceler, sosyal davranışlar, ürün ve marka kullanımları gibi çok sayıda değişken irdeleniyor.

01/19/2010 - Toplumda Değişim
Görsel

Özellikle işsizlik ve gelecek kaygısı Türk toplumunda tutum, davranış ve duygu anlamında önemli değişikliklere yol açtı. Bu değişikleri anlamak için elimizdeki en önemli kaynak DAP Yaşam Biçimleri araştırması. DAP Yaşam Biçimleri® Araştırması ; 1994 yılından beri yılda 1.000 veya 2.000 en az ortaokul mezunu kentli ile gerçekleştirdiği toplam 20.000 yüzyüze görüşme ile Türk insanını her açıdan anlamayı hedefleyen sürekli bir araştırma. Araştırma ; demografi, yaşam biçimleri, sosyo kültürel trendler, medya tüketimi, satınalma alışkanlıkları, ürün ve marka kullanımı / sahipliği gibi çok çeşitli başlıkları inceliyor. Araştırmanın 15 yıllık sonuçlarına baktığımızda 2009 yılında, büyük bir kriz yaşadığımız 2001 yılında olduğu gibi, kentli Türk insanının yaşamında ve önceliklerinde önemli değişiklikler görüyoruz. Geçmiş verilerin bir kısmı toplumdaki kalıcı değişime işaret ederken, önemli bir bölümü de yaşanan dönemin umut veya karamsarlık durumunun bir yansıması olarak geçici değişiklikler gösteriyor. Bu sefer ise düzelme bu kadar hızlı beklenmiyor. 2009 yılındaki bazı sonuçları "Küçüldük" ve "Güvenimiz azaldı" şeklinde özetleyebiliriz. Küçüldük - Trendler içinde markaya ve kendini ifade etmeye olan eğilim azaldı. - Tasarruf yapanların oranı düştü. - Ürün satın alma kararında marka yerine fiyatın önemi arttı. - Gıda, temizlik malzemesi, kozmetik, giyim ve dayanıklı tüketim malı satın - alırken ambalajın, çevre dostu olmasının, reklamlarının önemi azalırken fiyatın önemi arttı. - Alışveriş yapılan nokta sayısı azaldı. - Gıda, giyim ve dayanıklı tüketimde indirimi bekleyenler arttı. - Dışarıda yemeğe daha seyrek çıkıldı. - Dergi okuyanlar azaldı. - Reklamlara inananların oranı azaldı Güvenimiz azaldı DAP Yaşam Biçimleri araştırmasını izlediği güven ile ilgi kurulabilecek çok sayıda trend var. - Kendine güven - Dürüstlük - Tüketici hakları - Kişisel güvenlik - Topluma güvensizlik - Otoriteyi reddetme - Haksızlığa uğrama - Büyük kurumlara güvensizlik - Özel hayatı paylaşma - Toplumun bölünmesi gibi trendlere katılım durumu bize güven sorunumuzun hayatımızın bütün alanlarına yansıdığını gösteriyor.

12/19/2009 - Dünyada Değişim
Görsel

2008 yılında finansal kriz olarak başlayan olgunun diğer krizlerden en belirgin farkı, dünyaya yayılarak küresel iklim değişikliğini de hızlandıran tüketim toplumunun ve kapitalist sistemin sorgulanmasına öncülük etmesi oldu. Bu dönemin aslında geçici bir kriz dönemi değil geri dönülmez bir değişim döneminin başlangıcı olduğu öngörüleri de yaygın kabul gördü. Kurumlar ve bireyler bu "yeni normal"e uyum sağlama çabası içine girdiler. Kurumlar bu dönemde yeni fırsatlar için çevrelerine, verimliliklerini artırmak için dönüp kendi içlerine baktılar. Tüketiciler için ise yeni dönem; yeni "değer" tanımı, yeni alışveriş alışkanlıkları ve noktaları, yeni marka seçim kriterleri ve yeni deneyimler demek ; kısacası yeni bir tüketim modeline doğru gidiliyor.