All posts tagged: araştırma

Dünya da Türkiye de Garantici


Barem’in, global ortağı WIN&GIA ile birlikte gerçekleştirildiği global araştırma insanların genel olarak maddi anlamda garantici olduğunu gösterdi.

Kumar3

Araştırmada görüşülen kişilere, hane gelirlerini yüzde 50 artırma garantisi ile, hane gelirlerini 2 katına çıkarmak için yüzde 50 şans verme arasında seçim yapmaları istendi.

Dünyada (yüzde 62) ve Türkiye’de (yüzde 64) çoğunluk yüzde 50 artırımı yeterli buldu.

Gelirini iki katına çıkarmak üzere yüzde 50 şansı kabul edip bir çeşit kumar oynayanlar Dünyada (% 25) ve Türkiye’de (%24) benzer oranlarda azınlıkta kaldı. Cevabı bilmeyen, cevap vermeyen veya uygulanabilir bulmayan % 12-13 gibi bir kitle de oldu.

Dört kişiden birinin risk almaya yatkın olduğu Dünyada, eğilimin biraz daha yüksek olduğu gruplar şu şekilde özetlenebilir.

Erkekler (% 26) kadınlara (%24) göre, Gençler (34 yaş ve altı – % 29) ileri yaştakilere (55 yaş ve üstü – % 20) göre risk almaya daha yatkınlar.

Güney (% 37), Batı (% 31) ve Doğu (% 31) Asya ile Latin Amerika (% 36) gelirini 2 katına çıkarmak için % 50 şansı kabul edenlerin en fazla oranda olduğu bölgeler.

Gelir seviyesi de risk almayı etkiliyor. Ülkeler içinde Düşük gelirliler (% 27), Yüksek gelir grubuna göre (% 24) biraz daha gözü karalar.

Az gelişmiş ülkelerde yaşayanlar (% 28) riske zengin ülke vatandaşlarına (% 12) göre çok daha yakınlar.

Din açısından bakıldığında Hindular (% 43) ve Budistler (% 34) risk almada başı çekiyorlar. Onları Müslümanlar izliyor (% 28)

Araştırma, Kasım 2015’te, 66 ülkede 64.800 kişi ile görüşülerek gerçekleştirildi. Görüşmeler ülkelere göre en uygun yöntemle (yüz yüze, telefonla veya online) ve ülke demografisini temsil eden örneklemlerle yapıldı. Türkiye’de CATI (Bilgisayar Destekli Telefon Görüşmesi) yöntemiyle 1027 kişi görüşüldü.

Nur UsluDünya da Türkiye de Garantici

TÜRK HALKI YERLİ OTOMOBİLİ BEKLİYOR


Yerli Oto2

TÜRK HALKI YERLİ OTOMOBİLİ BEKLİYOR

Pazar Araştırma ve Danışmanlık şirketi Barem, yerli otomobil projesinden haberdar olan ve otomobilin özellikleri hakkında bilgi sahibi 252 kişiyle sosyal medya araştırması gerçekleştirdi. Yapılan araştırmada; yerli otomobil bildiği özellikleriyle çıkarsa ve araç satın almayı planlıyorsa erkeklerde (yüzde 90), 45 yaş üstü kişilerde (yüzde 93), kadınlarda (yüzde 84) ve gençlerde (yüzde 86) yerli otomobil almayı düşünebileceğini söyledi.

Pazar Araştırma ve Danışmanlık şirketi Barem, yedi yıl önce ilk duyurusu yapılan ve son dönemde önemli adımları atılan yerli otomobil projesi hakkında yeni bir araştırma daha gerçekleştirdi.

Otomotivde global trendler üretici firmaları teknoloji şirketleriyle birlikte çalışmaya veya teknoloji şirketlerine dönüşmeye zorluyor. Gelişmiş ülkelerden başlayan ve yayılan sıfır emisyon, elektrikli araçlar ve sürücüsüz araçlar sektörde teknoloji kullanımını destekleyerek Ar-Ge yatırımlarını artırıyor. Ayrıca üretimde Endüstri 4.0‘a hızla adapte olan yoğun teknoloji kullanımı, otomobil maliyetinin içindeki çalışan maliyetlerini azaltıyor ve ucuz işgücü bir avantaj olmaktan çıkıyor. Diğer bir trend ise araç kiralama ve paylaşımı. Bu seçeneğin özel araç satın alımını azaltacağı, ancak çoklu paylaşımında araç ömrünü azaltacağı, dolayısıyla satın alma sıklığını artıracağı yönünde. Bütün bunlara, bu yolla farklı araçlar deneyen kullanıcıların otomobilden beklentilerinin yükseleceği öngörüleri de eklenince asırlık sektörün önemli bir dönüşüm geçiriyor olduğunu söylemek yanlış olmaz.
TÜRK OTOMOTİV SEKTÖRÜ KENDİNİ İSPAT ETMİŞ DURUMDA

Türkiye’nin lokomotif sektörlerinden biri de otomotiv sektörü. İstikrarlı bir artışla 2017 yılında Türkiye’de 1 milyon 100 binin üzerinde otomobil üretildi. Sektör çoğunu Avrupa Birliğine yaptığı ihracatla yılların rekortmeni ve bu yıl nihayet ciddi bir Dış Ticaret fazlası verdi.

YERLİ OTOMOBİL PROJESİ BAŞLADI

Türkiye bu global dönüşüm sırasında, sektördeki gücü ve deneyimi ile kendi otmobilini üretmeye karar verdi. Altı katılımcı ile bir oluşum sağlanarak şirket CEO atanması gerçekleştirildi, şirket kuruldu.

Yerli otomobilin elektrikli olacağı, dijital teknoloji ve akıllı sürüş sistemleri ile donatılmış olacağı, B ve C segmentinde 5 model çıkacağı, rakiplerinin benzer araçlarından daha ekonomik olacağı açıklandı. Tüm bu özellikleriyle proje global trendlere uygun bir yolda ilerliyor. Verilen bilgiler arasında; yerli otomobil için 15 yıl içinde 3,2 milyar avro yatırım yapılacağı, buna karşın projeden 50 milyar avro gelir beklendiği, dolaylı istihdam dahil 20 bin kişiye iş olanağı sağlanacağı, üreticisinin ve müşterisinin ayrıca devlet desteği alacağı da var.

Pazar Araştırma ve Danışmanlık şirketi Barem, yerli otomobil projesinden haberdar olan ve otomobilin özellikleri hakkında bilgi sahibi 252 kişiyle sosyal medya araştırması gerçekleştirdi. Şirket, bundan 7 yıl önce de bu konuda bir araştırma yapmış ve 3 yıl içinde otomobil satın almayı planlayan 330 kişi ile görüşmüştü.

HEM TEKNOLOJİ, HEM EKONOMİ

Son araştırmada yerli otomobilin hem gelişmiş teknolojiye sahip (yüzde 94), hem de ekonomik olacağı (yüzde 90) biliniyor.
Yerli otomobilin en çok bilinen teknolojik özelliklerinin başında elektrikli (yüzde 57) olması geliyor. Onu yüksek güvenlikli (yüzde 51) ve çevre dostu (yüzde 50) olması izliyor. Dayanıklı motor (yüzde 49), yüksek performans (yüzde 48), yüksek donanım (yüzde 46) ve akıllı sürüş teknolojilerine uyumluluk (yüzde 37) da bilinen diğer teknolojik özellikler.

Çoğunluk tarafından bilinen ekonomik özellikler ise düşük satın alma maliyeti (yüzde 62), vergi avantajı (yüzde 59), yakıt tasarrufu (yüzde 53) ve düşük bakım maliyeti (yüzde 52).
2011 yılında gerçekleşen araştırmada üç kişiden ikisi yerli markalı bir otomobilin fiyatının yabancı benzerlerinden daha ucuz olacağını düşünüyordu. Çoğunluk yerli markalı bir otomobilden yabancı benzerleriyle aynı kalite (% 53) ve aynı ürün özelliklerini (% 58) bekliyordu. Kısaca aynı seviyedeki yabancı otomobillerle karşılaştırıldığında yerli otomobilden; benzer ürün özellikleri, benzer kalite ve fakat daha ucuz fiyat bekleniyordu.

SATIN ALACAKLAR ERKEK AĞIRLIKLI VE ÜST YAŞ GRUBUNDAN

Görüşülen kişilerin çoğu (yüzde 88) bildiği özellikleriyle çıkarsa ve araç satın almayı planlıyorsa yerli otomobil almayı düşünebileceğini söyledi. Erkeklerde (yüzde 90) ve 45 yaş üstü kişilerde (yüzde 93) bu oran daha yüksek. Kadınlar (yüzde 84) ve gençlerdeki (yüzde 86) daha düşük olan oranlar bile herhangi bir markanın hayallerinin çok üstünde.
2011 yılında gerçekleştirilen araştırmada 3 kişiden yalnızca ikisi (yüzde 66) yerli otomobil satın almayı düşündüğünü söylemişti.

Bu durumda geçen yedi yılın Türk otomotiv sektörüne güveni artırdığı, yerli ve milli söyleminin hedefine ulaştığı, ya da yerli otomobilin milliyetçilik damarını kabartan bir proje olduğu söylenebilir.

Nur UsluTÜRK HALKI YERLİ OTOMOBİLİ BEKLİYOR

BAYRAM KISA DA OLSA NEFES ALDIRACAK


BAYRAM KISA DA OLSA İSTANBUL’LULARA NEFES ALDIRACAK

Bu yıl Ramazan Bayramı tatili haftasonu hariç sadece birbuçuk gün olsa da, gerek mevsimin uygunluğu, gerekse erken seçim ve Cumhurbaşkanlığı seçiminde 2. tur beklentisi nedeniyle yıllık tatillerini 08 Temmuz sonrasına erteleyen tatilciler için önemli bir nefes alma fırsatı haline geldi.
Barem, bu konuda CAWI (Bilgisayar Destekli web Görüşmesi) yöntemiyle Istanbul’da yaşayan ABC1 sosyoekonomik statü gruplarından 322 kişiyle bir araştırma gerçekleştirdi.

Bayram tatilinde aile ve akraba ziyareti öncelikli
Araştırmaya göre bu bayramda büyük çoğunluk (yüzde 83) aile ve akraba ziyareti yapmayı planlıyor. Ziyaretler ağırlıklı olarak (yüzde 59) yaşadıkları şehir olan Istanbul’da yapılacak. Ancak ziyaretleri başka bir şehirde (yüzde 22) ya da yurtdışında (2) gerçekleştirecek olanlar da var.
Görüşülen kişiler arasında bayram ziyaretleri yerine veya sonrasında tatile gitmeyi planlayanların oranı yüzde 30. Tatil için genelliklebaşka bir şehre gitmek (yüzde 22) planlansa da, aynı şehirdeki yazlık eve (yüzde 4) ve başka bir ülkeye (yüzde 4) gidecekler de var.

Erken rezervasyon indirimi yaygın
Bayram tatili geçirmek için çoğunluk (yüzde 65) oteli tercih ediyor.
Bu tatilde otel, tatil köyü gibi yerleri tercih edenlerin üçte ikisi (yüzde 66) erken rezervasyon ve benzeri indirim kampanyalarından faydalanıyor.
Tatilinin tamamını ya da bir bölümünü arkadaş/ tanıdık evinde geçireceğini belirtenlerin oranı (yüzde 54) da oldukça yüksek

Tatilde çoğunluk özel otomobil kullanacak
Otobüs (yüzde 28) ve havayolu (yüzde 27) ile tatile gidecekler benzer oranlarda iken denizyolu ile seyahat edeceklerin( yüzde 13) çoğu feribot kullanacak, demiryolcular yalnızca yüzde 2 oranında. Küçük bir kesim (yüzde 4) araç kiralamayı düşünürken çoğunluk (yüzde 71) tatile giderken ve tatilde kendisinin veya bir tanıdığının otomobilini de kullanacak.
Uçakla seyahat edenlerin büyük çoğunluğu (yüzde 76) uçak biletini erken tarihte veya fiyat avantajı sağlayan farklı bir yolla satın alıyor.

3,5 günlük Ramazan Bayramı tatili ortalama 6 güne tamamlanıyor
Tatile gidecek olanların yalnızca yaklaşık üçte biri (yüzde 35) tatilini dört gün ile kısıtlamayı, yarısı ise tatili 5-7 güne çıkmayı düşünüyor. Tatilini daha da uzatacak daha küçük bir kitle de var (yüzde 15)

Genel olarak tatile yıllık izinde gidiyoruz
Genel olarak bakıldığında görüşülen kişilerin üçte biri (yüzde 66) yıllık izinde, yüzde 30’u bayramlarda tatile gidiyor. Dört kişiden biri için tatile gitmenin farklı illerdeki arkadaşları ve akrabaları görmek (yüzde 24), beş kişiden biri (yüzde 20) için de memleketini ziyaret etmek gibi amaçları da var. Gene 5 kişiden biri (yüzde 19), ara ara da olsa, haftasonlarında da tatil amaçlı seyahat ediyor.
Çoğunluk (yüzde 62) yılda 2 ve daha fazla kez tatile çıkıyor

Tatil demek deniz demek
Görüşülen kişilere ilk üç tatil türü tercihleri soruldu. Çoğunluğun (yüzde 75) ilk üç tatil tercihi arasında deniz tatili var. Onu dinlenme/ kafa dinleme amaçlı tatil (yüzde 62) izliyor. Gezi/ kültür (yüzde 44), eğlence (yüzde 34) ve Eş/ dost ziyareti (yüzde 30) de popüler tatil türleri arasında.

Tatil tercihi “tamamen duygusal” !
Araştırmada tatil yeri seçmek için en çok önem verilen kriterlerin fiyata bağlı olduğu görülüyor; Fiyatının uygunluğu (yüzde 27), “Her şey dahil” (yüzde 24) ve Fiyat avantajlı kampanyalar (yüzde 9). Ayrıca tatil yerinin deniz kenarında olması (yüzde 14) ve ilk kez gidilecek bir yer olması (yüzde 12) da önemli.
Tatil organizasyonunu kendi yapanların oranı yüzde 45 iken, acentalarla çalışan yüzde 10, zaman zaman her iki yoluda kullananlar yüzde 45.
Tatil için tanıdık tavsiyesi (60) en önemli kanal, onu web siteleri (yüzde 23) ve TV reklamları (yüzde 11) izliyor

Tatil amaçlı seyahat artıyor
Araştırmada görüşülen kişilerin yarısı (yüzde 50) önceki yıllara göre daha çok tatil amaçlı seyahat ettiğini ifade etti. Yalnızca beş kişiden biri daha az seyahat ediyor (yüzde 19).

Nur UsluBAYRAM KISA DA OLSA NEFES ALDIRACAK

TAKSİDE TAKSİCİ, UBER’DE MÜŞTERİ KRAL

uber-1482913818

TAKSİCİLERİN PARADİGMA DEĞİŞİKLİĞİNE İHTİYAÇLARI VAR!

Hizmete girdiği her ülkede büyük tartışmalara neden olan mobil aplikasyonlu ulaşım sistemi Uber, Türkiye’de de uzun zamandır gündemdeki yerini koruyor. Taksicilerin protestolarına ve saldırılarına hedef olan Uber’in diğer mobil ulaşım aplikasyonları ve taksi kullanımlarına yönelik yapılan araştırmada ilginç sonuçlar ortaya çıktı.

Barem Pazar Araştırma ve Danışmanlık firmasının kendi adına gerçekleştirdiği araştırma kapsamında İstanbul’da yaşayan A-B-C1 sosyo-ekonomik statü gruplarından 432 kişiden, CAWI (Bilgisayar destekli web anketi) yöntemiyle görüşler toplandı.

TAKSİ MÜŞTERİLERİNİN YÜZDE 40’I UBER’İ KULLANIYOR

Görüşülen kişilerin yüzde 73’ü şehir içi ulaşımda taksi veya benzer servisleri kullanıyorlar, bu oran kadınlar arasında daha da yüksek (yüzde 78).

Taksi kullananların yüzde 60’ı taksiye alternatif herhangibir mobil bir aplikasyonu kullanan kişiler. Bu grup içinde Uber’i kullanan kişilerin oranı yüzde 40. Uber dışında BiTaksi (yüzde 41) başta olmak üzere Zipcar, Yoyo gibi farklı ulaşım uygulamaları da kullanılıyor. Uber’i deneyenlerin yarısı BiTaksi de kullanmış ya da kullanıyor. Bu tür applikasyonların kullanımı 18-35 yaşgrubunda daha yüksek.

Taksi kullananların yüzde 40’ı ise Uber dahil farklı ulaşım uygulamalarını/ sistemlerini hiç kullanmamış. Bu oranın 36 yaş ve üzeri kişilerde yüzde 47’ye çıkıyor olması, yaşa bağlı olarak kişilerin; mobil uygulamalara yakın olmamaları, tanıdık taksi durağı/ taksi kullanıyor olmaları, alışkanlıklarına bağlı olmalarıyla açıklanabilir.

Hem Uber, hem de taksi kullananlar; Uber uzakta olduğunda, taksi durağı yakınken, acil ihtiyaç için ve yoldan hızla araç çevirmenin mümkün olduğu durumlarda taksi tercih ediyorlar. Bu grup içinde Uber’i daha çok özel günler için kullanan bir kesim de var.

UBER’DEN MEMNUNİYET ORANI ÇOK YÜKSEK

Barem tarafından yapılan araştırmada, Uber kullananların neredeyse tamamı (yüzde 98’i) Uber’den memnun olduğunu ifade etti. Neden tercih ettikleri sorusunu ise en yüksek oranda rahat seyahat (yüzde 87) olarak cevapladılar. Bu sonucu; şoförün tutum ve davranışı (yüzde 70), güvenli ulaşım (yüzde 69), araç içi temizlik/ koku (yüzde 68), fiyat uygunluğu (yüzde 59) ve şoförün arabayı kullanış tarzı (yüzde 49) ile izliyor.

Görüşülen kişilerin yüzde 88’i taksicilerin Uber karşıtı aktivitelerinden haberdarken, 18-35 yaş grubunun yüzde 92’si gündeme gelen bu haberleri takip ediyor.

MÜŞTERİLER TAKSİCİLERİ HAKSIZ BULUYOR

Taksi – Uber çatışmasını bilen beş kişiden dördü verilen hizmeti karşılaştırdığında, taksicileri haksız bulduğunu söylüyor. Bu oran Uber kullananlar arasında yüzde 93’e ulaşıyor. Diğer taraftan Uber ve benzeri uygulamaları hiç denememiş olan ve sadece taksi kullananların yalnızca üçte biri taksicileri haklı buluyor.

NEDEN UBER?

Barem, Uber lehine ortaya çıkan bu farkı daha iyi anlayabilmek için İstanbul Levent’teki ofisinde 22-44 yaş grubundan, üniversite mezunu veya öğrencisi olan Uber kullanıcılarıyla 2 adet fokus grup gerçekleştirdi.

Bu nitel araştırmanın sonuçlarına göre taksi dahil şehiriçi ulaşım araçlarında fonksiyonel özellikler ön planda iken, yani esas konu “şu noktaya bu fiyata, şu kadar sürede gitmek” iken, Uber fonksiyonel özellikleri en iyi olmanın ötesinde, yolcularını duygusal tatmine de ulaştırıyor.

Sayısal veriler, Uber’in tercih edilmesinin en önemli nedeninin yüzde 87 lik bir oranla “rahatlık “olduğunu gösteriyordu. Nitel araştırma bu “rahatlık” sıfatının ardındakileri irdeledi. Yolculuk öncesinde; araç çağırma, aracın geliş süresi, varış noktası, güzergah seçimi, fiyatın önceden tahmin edilmesi ile rahat eden müşteri; konforlu, ferah, temiz, güzel kokan bir araçta olumlu davranış sergileyen bir şoförle daha rahat bir yolculuk yapıldığı ifade edildi. Nihayet varış noktasına gelindiğinde, ödemenin, uygulamaya bağlı hesaptan otomatik olarak yapıldığı için, para verme, para üstü alma, gerektiğinde makbuz isteme gibi işlemler de rahat bir şekilde araçtan inmeyi sağlıyor. Diğer bir deyiş ile rahatlığa; sipariş verme, ödeme ve konforlu seyahat sırasında fiziksel olarak ulaşılırken tüm bunlarla gelen kafa rahatlığı, yolculuk sırasında kendine ait özel bir alana sahip olma, kendini özel hissetme ve nihayet başkalarının gözünde statü kazanma sayesinde duygu olarak da erişiliyor.

İlginç bir detay: okula Uber ile giden bir üniversite öğrencisi için lüks bir araçtan indiğinin arkadaşları tarafından görülmesi bir utanma vesilesi iken, beyaz yakalı bir genç için statü sembolü olabiliyor. Ancak her şekilde kullanıcılar Uber’den inerken kendilerini son derece önemli ve özel hissediyor ve diğer kişilerin dikkatini çektiklerini düşünüyorlar.

Uber’e genel olarak arkadaş ve tanıdık tavsiyesi ile geçilmiş. İlk deneyimin ücretsiz olması, bilinmezliğin neden olabileceği bariyerleri kaldırarak daha çok kişinin Uber’i kullanmasını sağlamış.

Peki, Uber ile ilişki bu kadar olumlu iken taksi ile durum nedir. Nitel araştırmaya göre özellikle taksi şoförleriyle geçmişte yaşanan bazı olumsuzluklar olası pozitif bir duygusal deneyimin önünü tıkıyor. Olumsuz hikayeler bireylerin kendi tecrübeleriyle de sınırlı kalmıyor. Arkadaş, aile ve iş çevresinde anlatılan olumsuzluklar ve medyada sık sık yeralan haberler taksi dünyasının önüne büyük bir bariyer koyuyor. Taksi şoförleriyle ilgili sıklıkla belirtilen memnuniyetsizliklerin başında; taksilerin gidilecek mesafeye ya da zamana bağlı olarak bazı durumlarda yolcu kabul etmemeleri, yolcuların şoförle istemeden de olsa girdiği diyalog ve tartışmalar, yolcuların taksi içindeki konfor eksikliği, sürücü tarafından seçilen rotayla ilgili olarak önyargılı olmaları nedeniyle kendilerini daha az rahat ve daha az güvende hissetmelerine neden oluyor.

TAKSİDE TAKSİCİ, UBER’DE MÜŞTERİ KRAL
Barem Araştırma ve Danışmanlık kurucu başkanı Doç. Dr. Pervin Olgun’a bu araştırma sonuçları ile ilgili yorumlarını sorduk, işte yorumlar:

Taksi Uber tartışmasını izliyor ve duruma her birimiz kendimize göre yorumlar getiriyoruz. Yaptığımız kantitatif araştırmada Uber’i tercih etme nedenlerinin başında “ rahatlık“ geldi. Kalitatif bulgular “rahatlığın“ Uber’in iç mekanının ferahlığından öte bir şey olduğuna işaret ediyordu. Araştırmacı bakış açısıyla biraz incelediğimizde ise iki farklı iş anlayışının iki hizmeti birbirinden farklılaştırdığını gördük. Taksi şoförleri için, aracın içi şoföre ait bir mekan iken, Uber arac tamamiyle müşteriye ait bir mekan olarak sunuluyor. Taksi şoförü, kendine ait bu mekanı kişiselleştirme özgürlüğüne sahip. Radyo veya müzik seçiminden, ayna civarına ve etrafına astığı, kendi tarzını anlatan objelere kadar herşey, onun dünyasını yansıtıyor, kendini rahat hissettiği bir çalışma ortamını oluşturuyor, yolcuya ise sadece taşıma hizmeti sunuluyor.

Oysa Uber aracın içi tamamen yolcuya sunulan bir mekan olarak tasarlanmış durumda. Sunulan, kurumsal ve standartları belirlenmiş bir hizmet; rota, sürüş tarzı, verilecek ücretin önceden biliniyor olması ve ödeme seçenekleri yolcuya güven veriyor. Ayrıca temiz ve özenli bir araç içinde yol boyu gerekebilecek su, gazete, şarj vb basit ihtiyaçların karşılanması, şoförün mesafeli yaklaşımı ve özel araç şoförü rolünü benimsemiş olarak davranması, müzik vb konularda müşteri taleplerine göre hareket etmesi; işte tek bir “rahatlık“ kelimesi ile ifade edilen buydu. Çok özet olarak söylersek Takside taksici, Uber’de müşteri Kral”.

BUGÜN HAKLI OLMAK YETERLİ Mİ?

Olgun’a göre taksiciler bugün yasal olarak haklı olsalar bile, kendilerini şimdiden, zaman içinde olası yasal duruma göre hazırlamalılar. “Taksiciler açısından Uber’e tepki haklıdır, sonuçta onlar için önemli bir pazar kaybı söz konusudur. Ancak, araştırmamızda görüştüğümüz Uber’i hiç denememiş taksi müşterilerinin bile üçte ikisi taksicilerin tepkisini haksız olarak nitelendirmesi dikkate alınmalı. Yağmurlu günlerde yolcu almayan, gidilecek yöne göre yolcu seçen, hepsi aynı saatte vardiya değiştirip yolcuları sokaklarda bırakan, ya da yarı yolda indiren, kendi zevkine uygun müziği dayatan sürücülere herkes rastlamıştır, sayıları az da olsa bu tür taksi sürücüleriyle, standartları olmayan ve hizmet kalitesi objektif kriterlerle ölçülemeyen bir hizmetin Uber veya benzeri hizmetler karşısında, sadece” biz haklıyız “ diyerek, değişmeye yanaşmadan, ayakta kalması mümkün olabilir mi?

Uber, yepyeni bir anlayışın eseri, tek bir aracı olmayan, dünyanın en büyük taksi hizmeti sunucusu. Taksiciler, bugün, Uber için sözkonusu olan bir takım yasal sorunlara odaklanarak haklılıklarını tartışılabilir, ancak her yenilik, kendi varoluş nedenlerine uygun zemini de hızla oluşturur, taksi alternatifi olan hizmetlerin de yasal sorunlarını zaman içinde sağlam bir zemine oturtacağı açıktır”.

TAKSİCİLERİN İHTİYACI PARADİGMA DEĞİŞİKLİĞİ

Olgun’un taksicilere önerisi rekabeti inceleyerek iş modellerini ciddi olarak gözden geçirmeleri “Çok önemli bir hizmeti bugüne kadar rakip bir sektör olmadan gerçekleştirmiş olan taksicilerin, “yolcuyu işinin odağına koyan “, “kendi özel güç alanını yolcuya terkeden” bu yeni anlayışa gürültü kopararak karşı çıkmak yerine, yeni iş modellerini benimseyerek hamleler yapması daha doğru olacaktır. Yeni dünya, her alanda değişimi, varolan sistemleri tekrar tekrar irdelemeyi, gelişim alanlarını farkederek ileri planlar yapmayı gerektiriyor. Taksi esnafının da paradigma değişikliği ile “hizmet anlayışımı nasıl değiştirir ve kendimi dijitalleşmenin sunduğu olanaklarla ile güçlendirilmiş yolcu beklentilerini içeren bu yeni rekabete nasıl hazırlarım “ sorusuna cevap bulmasının zamanıdır”.

Nur UsluTAKSİDE TAKSİCİ, UBER’DE MÜŞTERİ KRAL

MUTLULUK – REFAH – UMUT 2017

Mutlu Yıllar 2018

ZOR BİR YIL BEKLENİYOR!

Bu yıl GIA ve WIN gruplarının birlikte 55 ülkede gerçekleştirdiği EOY Araştırmasının bulguları Refah beklentisi, Umut ve Mutlulukla ilgili dünyada ciddi bir karamsarlığa işaret ediyor.

Mutluluk: Dünya 2017’de daha az mutluydu

Araştırmada dünyanın yaklaşık üçte ikisi (%59) mutlu olduğunu söyledi. Bu geçen yıldan 10 puan daha düşük. 2017 hemen hemen her hafta bir terör saldırısının olduğu ve dünyanın her yerinde insanların hayatlarını etkilediği zor bir yıldı. Buna rağmen araştırmaya katılan ülkelerin çoğu mutlu. Net mutluluk skoru global olarak +48, önceki yıldan 11 puan daha düşük. Araştırmaya katılan 55 ülkenin, önceki yıllardakine benzer olarak, yalnızca %8’inde net skor negatif.

EOY Dünya Türkiye MUTLULUK Karşılaştırma 2010-17

Dünyanın en mutlu kıtası +66 net skorla Güney Amerika iken, Brezilyanın en mutsuz 6. ülke olması ilginç. Komşularımız İran ve Irak dünyanın en mutsuz ülkeleri. Türkiye en mutsuz 10 ülke listesinde 9. sırada yer alıyor.
Rusya ve ABD’de net mutluluk skorları tamamen eşit, +50.

MUTLULUK

Refah Beklentisi Çok Düştü
Dünyanın yüzde 28’i 2018 yılının ekonomik olarak 2017’den daha iyi olacağını düşünüyor, ancak tersini düşünenler 2 puan daha fazla. Bu durum geçen yıla göre çok önemli bir düşüşe işaret ediyor. Ekonomik beklenti neredeyse 2011 krizi kadar düşük.

EOY Dünya Türkiye REFAH Karşılaştırma 2010-17

Dünyanın 2018 yılının 2017 yılından daha iyi olacağını ve tam tersini düşünen ilk 10 ülkesi listeleri; optimist ülkelerin tamamının gelişmekte olan ülkeler olduğunu gösteriyor. Güney Asya’nın önemli bir ağırlığı var. Diğer taraftan İtalya ve Yunanistan’ın ardından Dünyanın ekonomi açısından en pesimist 3. ülkesi Türkiye. Brexit’in İngilizleri ekonomik olarak karamsarlığa düşürdüğü görünüyor. Listede geçtiğimiz yıllarda örnek ekonomiler olarak gösterilen Meksika ve Güney Afrika’nın bulunması da dikkat çekici. Başta ABD olmak üzere Avrupa, Japonya, Güney Kore gibi gelişmiş ülkelerin Hollanda hariç (+1) tamamının ekonomik refah beklentisi net skoru negatifte kaldı. Rusya’da da net skor ekside ancak halkın neredeyse yarısı ekonominin sabit kalacağını düşünüyor.REFAHGezegende gene umut var… ancak çok daha az

Dünyanın %40’ı 2018 yılının 2017’ye göre daha iyi geçmesini bekliyor, % 23’ü ise tam tersini. Sonuç olarak Net Skor +16. Refah beklentisi ile karşılaştırıldığında buraya kadar hiç fena görünmüyor. Ancak Net Skorun geçen yıl +37 olduğu hatırlanınca, umudun ne kadar düştüğü anlaşılıyor. Bu düşüş dünyanın keşmekeşin arttığı, öngörülebilirliğin azaldığı bir yer haline dönüşmesinin yarattığı endişe ve kaygıları gözler önüne seriyor.

EOY Dünya Türkiye UMUT Karşılaştırma 2010-17

Sıralama değişse de umudu yüksek 10 ülke refah beklentisi yüksek 10 ülke ile aynı, yalnızca listede Pakistan yerini İsveç’e bırakıyor. Umutlu ülkelerin çoğu Güney Asya’da. En umutsuz iki ülke gene İtalya ve Yunanistan iken Türkiye 8. sırada. Rusya ile karşılaştırıldığında ABD’de hem umutlular, hem umutsuzlar daha fazla. Rusya’da 2018’de 2017’ye göre değişim beklemeyenler yarıya yakın. Gelişmiş ülkelerde ortalamanın üstünde net skor yalnızca ilk 10’daki İsveç ve ABD’de görünüyor. Umut gelişmekte olanların tekelinde.

UMUT
Araştırmanın Künyesi EOY 2017 Araştırması 55 ülkede toplam 53,769 kişi ile Kasım-Aralık 2017 aylarında , ülkelerin nüfusunu temsil eden örneklemlerle gerçekleştirildi. Türkiye’de CATI Yöntemi ile 1000 kişi ile görüşüldü.
Bu yazıda kullanılan Net Skor; sorulan konuyla ilgili olumlu cevap oranı ile olumsuz cevap oranının farkıdır.

Nur UsluMUTLULUK – REFAH – UMUT 2017

DÜNYADA VE TÜRKİYE’DE DİNDAR NÜFUS AĞIRLIKTA

DunyaHaritasi_DINLER-v02 copy

Araştırma sektörünün lider kuruluşlarından BAREM, global ortağı WIN/ Gallup International ile birlikte dünyada din konusunu mercek altına aldı. Araştırma sonuçlarına göre, dünyadaki insanların %62’si kendini dindar olarak tanımlarken Türkiye’de bu oran %74. Dünya’nın en dindar ülkeleri Tayland ve Nijerya, en az dindar ülke ise Çin.

Barem ve WIN/ Gallup International’ın 68 ülkede 66 bini aşkın kişiyle (Türkiye’de Türkiye temsili 1.000 kişi ile) Kasım 2016’da gerçekleştirdikleri araştırmada, insanların din açısından kendilerini nasıl tanımladıkları ve Tanrı, ruh, ölümden sonra hayat, cennet, cehennem kavramlarına inanıp inanmadıkları sorgulandı. Araştırma verilerine göre, Türkiye dahil 41 ülkede nüfusun yarıdan fazlası kendini dindar olarak tanımlıyor.

Türkiye’nin %74’ü dindar
Dünyadaki insanların %62’si kendini dindar olarak tanımlarken Türkiye’de bu oran % 74. Global olarak insanların %74’ü bir ruhumuz olduğuna ve %71’i Tanrı’ya inanırken; %56’sı cennete, %54’ü ölümden sonra hayatı olduğuna ve %49’u cehennemin varlığına inanıyor. Türkiye’de dinle ilgili bu kavramlara inanma oranı çok daha yüksek ve sıralama oldukça farklı. Türkiye’de inanılan dini kavramlar sırasıyla; Tanrı % 95, ruh % 91, cennet ve cehennem % 88, ölümden sonra hayat % 78.

Dünya genelinde kadınlar erkeklere göre daha dindar
Dünyada dindarlık ve inançlar ile cinsiyet, yaş, gelir ve eğitim düzeyi gibi sosyo-demografik özellikler arasında bir bağlantı bulunuyor. Kadınlar erkeklere göre daha dindar ve dinle ilgili kavramlara daha çok inanıyorlar. Dindarlık oranı yaş ile değişmiyor ancak Tanrı, ruh, cennet, cehennem, ölümden sonra yaşam kavramlarına inanç, gençler tarafından daha yüksek oranlarda ifade ediliyor. Eğitim ve gelir düzeyinin artmasıyla dindarlık ve inanç azalıyor.

Türkiye’de dindar erkeklerin oranı daha fazla

Türkiye’de demografik kırılımlarda dindarlıkla ilgili dünyadan farklı bir tablo görünüyor. Türkiye’de dindar olduğunu söyleyen erkeklerin oranı kadınlardan daha yüksek. Dindarlık yaş ile artıyor. Dünyadakine paralel olarak Türkiye’de de eğitim ve gelir düzeyi arttıkça dindarların oranı azalıyor.

En dindar ülkeler Tayland ve Nijerya

Araştırma verilerine göre en dindar ülkeler olan Tayland (%98) ve Nijerya (%97). Kosova, Hindistan, Gana, Papua Yeni Gine ve Fildişi Sahili’nde dindarlık oranı ise her biri için %94. Türkiye % 74 dindar oranı ile 68 ülke içinde 26. sırada yer alıyor. Komşumuz Yunanistan ise % 73 dindar oranı ile 27. sırada.

Diğer komşularımızdaki dindar oranları ve sıralamaları şu şekilde; Ermenistan (% 92 – 9. sıra), İran (% 77 – 23. sıra), Irak (% 64 – 32. sıra), Rusya (% 61 – 35. sıra), Bulgaristan (% 51 – 41. sıra), Azerbaycan (%35 – 53. sıra).

Çin’de 10 kişiden 7’si ateist
Çin, en az dindar ülke olarak karşımıza çıkıyor. Çin’in %23’ü kendini “dindar olmayan” şeklinde tanımlıyor. Her 10 kişiden neredeyse 7’si ateist. Türkiye’de dindar olmayanların oranı %12, ateistlerin oranı ise % 6. Tanrı, ruh, ölümden sonra yaşam, cennet ve cehennem; bunlara en çok inanan ülkeler Bangladeş, Endonezya, Gana, Pakistan ve Papua Yeni Gine.

Nur UsluDÜNYADA VE TÜRKİYE’DE DİNDAR NÜFUS AĞIRLIKTA

ULAŞTIRMADA REKOR HIZLA REKOR GÖRÜŞME SAYISI !

 

foto4

BAREM Pazar Araştırma ve Danışmanlık Şirketinin yalnızca 20 haftada 332 bini aşkın sürücü ve yolcu görüşmesi gerçekleştirdiği çalışma, Türkiye Cumhuriyeti Ulusal Ulaştırma Ana Planı Projesinin ilk adımı.

Proje; 2023 hedefleri ve 2035 vizyonu dikkate alınarak Türkiye’nin yeni ulaştırma stratejisini hazırlamak üzere Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı tarafından, EGİS–ATKINS-WYG-ARMADA-SYSTEMA-PANTEIA konsorsiyumuna ihale edilen bir Türkiye-Avrupa Birliği ortak projesi.

Proje çerçevesinde gerçekleştirilen araştırmada; havalimanları, tren garları, otobüs terminalleri ve limanlarda yolcularla, şehirler arası yollarda binek, hafif ve ağır vasıta sürücüleri ve otobüs yolcularıyla yüzyüze görüşüldü. Ayrıca yük limanlarıyla lojistik merkezlerde ağır vasıta sürücüleriyle yük anketleri yapıldı. Ek olarak hafif ve ağır vasıta sürücüleri ile, uçak, tren ve otobüs yolcularıyla ulaşım tercihi anketleri gerçekleştirildi.

Çalışma 42 ildeki 242 noktada, Mart –Ekim 2016 ayları arasındaki 2 ayrı dönemde yalnızca iş günlerinde, 07:00-19:00 saatleri arasında 20 haftalık bir çalışmayla tamamlandı. 350 kişiyi aşan bir saha ekibi tarafından kotarılan araştırmada 100 günlük saha çalışmasıyla 301.936 adet yol kenarı ve yolcu anketine ek olarak 30.202 yolcu ile de tercih anketleri tamamlandı.

Sayılar

Türkiye’de ulaşım alanındaki en büyük araştırma

BAREM Pazar Araştırma ve Danışmanlık firması tarafından EGİS liderliğindeki Konsorsiyum adına gerçekleştirilen çalışma, Türkiye’de ulaşım alanında yapılan en kapsamlı araştırma olma özelliğini taşıyor. Çalışmada mevcut ulaşım tercihleri ve hareketlilik hakkında toplanan veriler modellenerek, Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı tarafından önümüzdeki 20 yıllık ulaştırma ana planı geliştirilecek. Bu proje ile, ulaşım konusunda en iyi ve en güvenli hizmetin verilmesi hedeflenmekte olup, sahadan elde edilen veriler ulaştırma alternatiflerinin çeşitlendirilmesi ve yatırımların tercihlere göre yönlendirilmesinde kullanılacak.

Araştırmanın tamamının CAPI (Bilgisayar Destekli Yüzyüze Görüşme) yöntemiyle, online tabletlerle gerçekleştirilmesi, bu büyüklükte bir çalışma için bir ilk oldu. Şehirler arası yollarda, çevirme cepleri oluşturularak, örnekleme kurallarına göre seçilen araç sürücüleri ve otobüs yolcuları ankete katılıma davet edildiler. Ayrıca hava alanları, limanlar tren ve otobüs terminallerinde de görüşmeler gerçekleştirildi. Tabletler, Barem tarafından geliştirilen özel bir yazılım sayesinde, geolokasyon, görüntü ve içerik kontrolleri ile, yüksek veri kalitesi ve veri güvenliği sağlandı. Tüm proje paydaşları ile online gerçek zamanlı bilgi paylaşımı dijital bir platform üzerinden gerçekleştirildi.

Nur UsluULAŞTIRMADA REKOR HIZLA REKOR GÖRÜŞME SAYISI !

HAYDİ ÇOCUKLAR AŞIYA !

The doctor gave children vaccination needle

Haydi Çocuklar Aşıya !

Bu sloganı 80’lerin çocukları Zeki Alasya-Metin Akpınar parodilerinden hatırlarlar, ebeveynleri çocuklarını aşıya götürmeleri için ikna etmeye çalışan tanıtım filmlerinden.

Türkiye’nin öncü araştırma şirketi BAREM, global ortağı WIN/ Gallup International ile birlikte 65 ülkede, 64.771 kişi ile gerçekleştirdiği araştırma ile aşı konusunda dünyanın ne düşündüğünü öğrendi.

Aşıya Güven Projesi (VCP – The Vaccine Confidence Project) Direktörü Dr. Heidi Larson tarafından Ocak 2017’de Davos’taki Dünya Ekonomik Forum’unda sunulan global araştırmaya göre dünya nüfusunun büyük çoğunluğu çocukların aşı olmasının önemli (% 92), aşının güvenli (% 83), etkili (% 87) ve dini inançlarına uygun olduğunu (% 74) düşünüyor.

Aşı5

Çocukların Aşı Olması Önemli
Dünyanın neredeyse tamamı (yüzde 92) aşının çocuklar için önemli olduğunu düşünüyor. Bu düşünceye katılma oranı; yaş veya cinsiyete göre farklılaşmazken üst gelir gruplarında diğer gruplara göre anlamlı olarak yüksek. Dine göre bakıldığında Müslümanların, bölge olarak incelendiğinde ise Latin Amerika, Ortadoğu, Sahraaltı Afrika, Güney ve Batı Asya ülkelerinin aşıya daha çok önem atfettikleri görünüyor. Bunun muhtemel nedeni Dünyanın sıcak ve nispeten az gelişmiş bölgelerinde çocukların mikroplara, dolayısıyla hastalıklara daha açık olması. Bazı ülkelerde özel birtakım dini grupların aşıya karşı olumsuz tutumları var, ancak bu tutum global olarak o dine inananlar arasında yaygın değil. Bu durum, aşıya karşı tutumun dinden çok yerel bağlam ve politik, sosyo kültürel ortamla ilgili olduğuna işaret ediyor.

Aşının güvenli (% 83), etkili (% 87) ve dini inançlarına uygun olması (% 74) da grupların farklılaşması açısından aşının önemi (% 92) ile benzer profil gösteriyor.

Aşının güvenli olduğu ifadesine katılmayanlar global olarak oldukça düşük oranda (% 12). Ancak aşıya güvenmeyenler, bölge olarak AB dışı Avrupa’da (% 21), ülke olarak Fransa (% 41), Bosna- Hersek (%36) ve Rusya’da (% 27) en yüksek oranlara çıkıyor.

Aşı6

Türkiye sonuçları
Araştırmaya göre Türk insanı çocukların aşı olmasının önemli (% 95), aşının etkili (% 91) ve dini inançlarına uygun olduğunu (% 86) düşünüyor. Bu ifadeler için aşıya karşı tutum Türkiye’de global ortalamaya göre daha olumlu. Bu sonuçlarda Zeki Alasya-Metin Akpınar parodilerinin yanısıra bölgenin ve dinin etkisi de görünüyor. Ancak hemen her araştırmada görülen milli güvensizliğimiz burada da karşımıza çıkıyor ve aşının güvenli olduğunu düşünenler(% 78) global ortalamanın (%83) biraz altında kalıyor.

Aşı araştırması için Türkiye’de Ekim-Kasım 2015 aylarında CATI (Bilgisayar Destekli Telefon Görüşmesi) yöntemiyle 1000 kişi ile görüşüldü.

Nur UsluHAYDİ ÇOCUKLAR AŞIYA !

MESLEKLERE GÜVEN ENDEKSİ 2015

Large Group of People with Different Occupation

Türkiye’nin öncü araştırma şirketi BAREM, 2014 yılından bu yana Türkiye’de mesleklere duyulan güveni araştırıyor. 10 meslek grubunu inceleyen araştırmanın 2015 yılı sonuçları belli oldu. Sonuçlar bir önceki yılla paralellik gösterse de belirli meslek gruplarına duyulan güvende önemli düşüşler var. 2015 sonuçlarına göre en ciddi güven erozyonu yaşayanlar, bir önceki yıla göre 12 puan düşen öğretmenler ile 7.9 puan düşen sağlık çalışanları…

BAREM, geçen yıl yayınladığı Mesleklere Güven Araştırması’nı bu yıl da tekrarladı. Araştırma Ekim-Kasım aylarında ülke genelini temsil eden 1000 kişi ile CATI (Bilgisayar Destekli Telefon Görüşmesi) yöntemiyle gerçekleşti. Görüşülen kişilere Yargıçlar, Gazeteciler, Politikacılar, İşadamları, Askerler, Sağlık çalışanları, Polisler, Öğretmenler, Bankacılar ve Dini liderlere güven duyup duymadıkları soruldu.

En çok öğretmenlere ve sağlık çalışanlarına güveniyoruz ama geçen yıla göre daha az!

Geçen yıl olduğu gibi bu yıl da en güvenilen meslek grupları öğretmenler ve sağlık çalışanları.  Ancak bu yıl bir önceki yıla kıyasla her iki meslek grubuna duyulan güvende önemli oranda düşüş görünüyor. Öğretmenlere güvenenlerin oranı bir önceki yıl %86,2 iken, 2015’te bu oran %74,2 seviyesinde gerçekleşti. Güvenmiyorum diyenlerin oranı ise %23. Sağlık çalışanları da güven erozyonundan nasibini almış durumda. Bir önceki yıl güveniyorum diyenlerin oranı %81 iken, 2015 sonuçlarına göre güvenenlerin oranı %73.1 olarak gerçekleşti. Güvenmeyenler ise %24 seviyesinde.

Askere ve polise güven de yüzde 50’nin üzerinde, ancak…

Araştırmada askere güvenenler %68 güvenmeyenler %29 olarak tespit edildi. Polis için ise cevaplarda bir kutuplaşma söz konusu; güvenenlerin oranı %53 iken, güvenmeyenler %42.

Toplumun yarıdan fazlası diğer 6 meslek mensubuna güvenmiyor!

Araştırmaya katılanların %52’si yargıçlara, %53’ü dini liderlere, %58’i gazetecilere, %59’u bankacılara,  %60’ı işadamlarına ve %74’ü politikacılara güvenmiyor.

Güven

Nur UsluMESLEKLERE GÜVEN ENDEKSİ 2015

KADINLAR DİJİTAL DÜNYANIN NİMETLERİNDEN FAYDALANMAYI BİLİYOR !

Modern Businesswoman's Desk

BAREM, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ne özel çalışan kadınların dijital dünyadaki alışkanlıklarını ortaya koyan bir araştırma yayımladı. Araştırma sonuçlarına göre; internetle tanışan kadınlar onu, eğlenmeden çalışmaya, haber almadan alışverişe tüm hayatlarına hızla adapte ederek yaşamlarını kolaylaştırıyorlar.

Türkiye’nin en köklü araştırma şirketlerinden BAREM, yaptığı bir araştırma ile çalışan kadınların dijital dünyasını detaylı olarak inceledi. Araştırma, internet ve cep telefonu kullanan, 25-55 yaşları arasında, beyaz (125) ve mavi yakalı (126), toplam 251 çalışan kadın ile CATI (Bilgisayar Destekli Telefon Görüşmesi) yöntemiyle yapıldı. Görüşülen kadınların üçte ikisi üniversite ve üzeri eğitimli, yüzde 61’i 25-34 yaş grubunda ve üçte biri İstanbul’da yaşıyor.

Çalışan kadınların neredeyse tamamı (% 97) internete cep telefonundan bağlanıyor. İnternete bağlandıkları diğer araçlar ise bilgisayar (% 65) ve tablet (% 20).

Kadınların yüzde 42’si interneti öncelikle eğlenmek için kullanıyor

BAREM’in gerçekleştirdiği araştırmada kadınlara interneti en yoğun hangi amaç için kullandıkları soruldu. Kadınların % 42’si interneti öncelikle eğlenmek için kullanıyor. Eğlenmeyi, %33 ile öğrenme, %19 ile çalışma takip ediyor. İlginç bir bulgu : Beyaz yakalı çalışan kadınlar interneti eğlence amaçlı daha çok kullanıyor (%50), 25-34 yaş arası beyaz yakalı kadınlar ise eğlence için kullanımın (%56) en yüksek olduğu grup. Bu sonuca paralel olarak kadınların en çok zaman harcadıkları mecralar sosyal ağlar (%83). İnternette zaman geçirilen diğer yerler ise; haber siteleri (%41), alışveriş siteleri (%35) ve video/ TV siteleri (%30).

Sosyal ağlarda Facebook açık ara önde

Sosyal ağların ön planda olanları Facebook (%90), Instagram (%58) ve Twitter (%29) iken iş dünyasının sosyal ağı olan LinkedIn’de zaman geçirenlerin oranı oldukça düşük (%3). 35 yaş ve üzeri grupta (%6), özellikle de beyaz yakalılarda (%8) ve eğitimli kesimde biraz artan bu oran, LinkedIn’in iş değiştirme mecrası olmaktan bilgi paylaşım ağı olmaya dönüştüğünü gösteriyor. Facebook her grupta popüler iken, twitter 35 yaş ve üzeri eğitimli kesimde, instagram ise eğitimli gençler (25-34 yaş) arasında daha çok takip ediliyor. Haber sitelerinde zaman geçirenler için öncelikli adresler %27 ile Hürriyet, %24 ile de Habertürk. Online alışveriş sitelerinde en fazla zaman harcayan grup 35 yaş ve üzerindeki beyaz yakalı kadınlar (%42). Video/ TV siteleri arasında YouTube (%95) açık ara lider.

Hangi marka akıllı telefon?

Çalışan kadınların kullandıkları akıllı telefon markaları sırasıyla Samsung (%49), iphone (%21), LG (%10) ve HTC (%5). Beyaz yakalı çalışanlar arasında iphone (%29), mavi yakalılar arasında ise Samsung (%56) daha çok kullanıyor. En yüksek iphone sahipliği 25-35 yaş grubu beyaz yakalılarda (%33).

Akıllı telefon uygulamalarının başında da sosyal ağlar geliyor

Popüler siteler gibi akıllı telefonlarda da en çok kullanılan uygulamalar sosyal ağlar (yüzde 85). Banka (%35) ve oyun (%29) uygulamaları da oldukça yaygın. Sosyal ağlar akıllı telefon uygulamalarında da yukarıdaki popülerlik sırasıyla yer alıyor. Akıllı telefon uygulamaları alanında lider bankalar Garanti (%39), Yapı Kredi (%33) ve T. İş Bankası (%28). Oyunlarda ise Candy Crush efsanesi (%16) tavla, okey gibi geleneksel oyunların (%47) yanında sönük kalıyor.

İnternetten alışveriş çalışan kadınlar arasında çok yaygın

Araştırmaya katılan çalışan kadınların çoğu (%68) daha önce internetten alışveriş yaptığını söylerken, bu oran beyaz ve mavi yaka çalışanlarda aynı. 25-34 yaş grubundaki çalışan kadınlar (%72) internetten daha çok alışveriş yapıyor. İnternetten alışveriş yapan kadınların ortalama olarak internetten ayda bir ve daha sık alışveriş edenlerin oranı %36. Son bir hafta içinde, çalışan kadınların %15’i, son bir ay içinde ise %42’si internetten alışveriş yaptığını söylüyor. Çalışan kadınların %37’si internetten en çok kendileri için giyim eşyası alırken kadınların olmazsa olmazı ayakkabı ve çanta alanların oranı ise %19. Ev – yaşam (%11), kozmetik – kişisel bakım (%9) , hobi – kitap, müzik (yüzde 8) ve çocuk giyim (%7) internetten satın alınan diğer ürün grupları.

Teknolojik cihaz kullanımı

Araştırmada cep telefonu sahipleriyle görüşüldüğü için herkesin cep telefonu var. Diğer teknolojik cihazların kullanma oranları ise şu şekilde: Televizyon (%82), bilgisayar (yüzde 80), tablet (%37). Bu cihazlar arasında en sık değiştirilen cep telefonu. 2-3 yılda bir cep telefonunu değiştirenlerin oranı %71. TV ise en seyrek değiştirilen cihazlar arasında yer alıyor. TV’sini 5 yılda birden daha seyrek değiştirenlerin oranı %78.

Teknolojik cihaz satın alırken dikkat edilen kriterler üründen ürüne fazla değişmiyor. Cep telefonu (%35), tablet (%38) ve bilgisayar (%42) için performans önde gelirken, TV için öncelikle ürün kalitesi (%34) aranıyor. Bu ürünlerde fiyatın ilk söylenen kriterler arasında ürüne göre ancak üçüncü yada dördüncü sırada olması önemli bir bulgu. Uygun fiyat cep telefonu için yüzde 10 ile 4., tablet için %15 ile 3., bilgisayar için %8 ile 4. ve televizyon için %9 ile 4. Kriter.

En beğenilen teknolojik ürün markaları

Samsung (%40) ve Apple (%29) en beğenilen teknoloji firmaları, cep telefonu sahipliğine benzer bir durum söz konusu. Beyaz yakalılarda Apple (%38) öne çıkıyor.

Teknoloji harcamalarının üçte biri internetten

Görüşülen kadınların son bir yılda yaptıkları teknoloji harcamaları ortalamada 2136 TL iken bunun üçte birinden fazlası (743 TL) internet üzerinden yapıldı.

Nur UsluKADINLAR DİJİTAL DÜNYANIN NİMETLERİNDEN FAYDALANMAYI BİLİYOR !

MÜLTECİLER SORUNU DÜNYAYI BÖLDÜ

image.adapt.960.high.syrian_refugees_02a

MÜLTECİLER SORUNU DÜNYAYI BÖLDÜ

BAREM’in, dünyanın önde gelen pazarlama ve sosyal araştırma ağı olan ortağı WIN/Gallup International ile birlikte gerçekleştirdiği “Mülteciler Araştırması” için 69 ülkede 68.595 kişi ile görüşüldü. Genel kamuoyu bu 69 ülkenin, Türkiye de dahil, 42’sinde sığınmacılara karşı iken 27’sinde onlara olumlu bakıyor.

Araştırmaya göre Dünya nüfusunun yüzde 57’sinin mültecilerle ilgili görüşü olumlu, yüzde 32’si ise olumsuz düşünüyor. Olumlu düşünenlerin olumsuz düşünenlerden farkı olan Net destek, global olarak yüzde 25.

Ülke değiştirme konusunda dünyayı 3 grupta incelemek mümkün.

Alt gelir grubundaki ülkelerin büyük bir bölümü mülteciliği destekliyor. Ortalama kişi başına yıllık geliri 10 bin dolar ve altında kalan 18 ülkenin yalnızca 3 tanesi mültecilere karşı.

Alt_Gelir_2

Orta gelir grubundaki ülkelerinin çoğu ise mültecilere olumsuz bakıyor. Kişi başına yıllık geliri 10 bin ila 35 bin dolar arasında olan 34 ülke içinde sadece 3 tanesi mülteciliği destekliyor. Türkiye desteklemeyenler arasında.

Orta_Gelir_2

Üst gelir grubundaki ülkeler içinde mülteciliği destekleyen ve karşı olanlar var. Kişi başına yıllık geliri 35 bin dolar ve üzeri olan bu 17 ülkenin 9 tanesi sığınmacıları desteklerken 8 tanesi onlara karşı.

Ust_gelir_2

Sığınmacılar konusundaki tavır, yaş ve gelir grupları arasında da önemli değişiklikler gösteriyor. Gençler mültecileri yaşlılara göre daha çok destekliyor. Global Net destek 35 yaş altında yüzde 30 iken 35 yaş ve üzerinde yüzde 15’e düşüyor.
Her toplumu gelir seviyesine göre 5’te birlik gruplara ayırdığımızda yüksek gelirlilerin sığınmacıları düşük gelirlilere göre daha çok desteklediğini görüyoruz. Gelir olarak en alt yüzde 20’lik kesimde mültecilere net destek yüzde 2 iken en üst yüzde 20’lik grupta bu oran yüzde 53’e çıkıyor.

TÜRKİYE MÜLTECİLERE SICAK BAKMIYOR
Türkiye Dünyanın en büyük sığınmacı ağırlayan ülkesi olarak, gelen mültecilere çok da sıcak bakmıyor. Eksi yüzde 35 net destek oranı ile araştırmanın yapıldığı 69 ülke içinde 49uncu sırada. Türkiye son rakamlara göre ülkesindeki iç savaştan kaçan 4,7 milyon Suriyelinin 2,6 milyonunu misafir ediyor ve bu iş için bugüne kadar 8,5 milyar dolar harcadı.

Türkiye’deki Suriyeli sığınmacılar; KOBİ’ler için ucuz iş gücü, Devlet için ne kadar büyük bir ülke olduğunu bölgeye ve Dünyaya göstermenin bir yolu, aynı zamanda AB ile bir pazarlık unsuru, halkın bir kısmı için kardeş, bir kısmı için dindaş, bir kısmı için dilenci, başka bir kısmı için ise terörist.

Türkiye’de mültecilere karşı olumlu algı (% 29), olumsuzun (% 64) çok altında ve net destek eksi yüzde 35. 2005 yılında yapılan benzer bir araştırmayla karşılaştırıldığında Türk halkının bugün mültecilere daha yakın olduğu anlaşılıyor. O araştırmada olumlu algı yalnızca yüzde 7, olumsuz ise yüzde 87 olarak görünüyor, net destek eksi yüzde 79.

Araştırmanın güncel global raporuna göre gençler ve üst gelir grubundan kişiler sığınmacılara daha sıcak bakıyor. Türkiye’de de benzer şekilde 35 yaş altı gençler arasında sığınmacılara olumlu bakanların oranı yüzde 39 iken, 35 yaşın üstünde bu oran yüzde 19’a düşüyor. Ancak gelir seviyesi için durum globalden farklı. Mültecilere olumsuz bakanların oranı üst sosyoekonomik sınıfta yüzde 73’e, Üniversite mezunları arasında % 71’e, lisansüstü ve üzeri eğitimlilerde ise yüzde 79’a çıkıyor, bu tüm gruplar içinde en yüksek oran.

BAREM Araştırma Kurucu Başkanı Pervin Olgun: “Araştırmanın sonuçları mülteciliğin hızla globalleşen dünyada uzun bir süre daha karşıt görüşlerin olduğu bir anlaşmazlık konusu olarak kalacağını gösteriyor. Bu; ekonomik, sosyal ve politik görüşlerin yanında duygularında işin içine girdiği çok karmaşık bir sorun. Türkiye açısından konu çok sıcak. Burası her dönemde göçlerin olduğu bir ülke ancak günümüzde Dünyanın en fazla sığınmacı ağırlayan ülkesiyiz. Araştırmacılar olarak dünyanın tüm bölgelerinde bu konudaki kamuoyunu objektif ve detaylı olarak izlemeyi sürdüreceğiz.”

Nur UsluMÜLTECİLER SORUNU DÜNYAYI BÖLDÜ

GÜZEL YAŞLANMAK YALNIZCA KADINLARA MI ÖZGÜDÜR ?

Beautiful woman changing skin, beauty concept

BAREM saç boyamadan başlayarak güzelleşmek ve zamanın etkilerini azaltmak için yapılan bazı estetik girişimlerin (botoks, göz kapağı kaldırma, yüz gerdirme, yağ aldırma, meme operasyonları,saç ekimi) Türkiye’de kadınlar ve erkekler için ne derece kabul gördüğünü araştırdı

ISAPS (International Society of Aestetic Plastic Surgery) raporuna göre 2014 yılında tüm dünyada 9,6 milyon cerrahi, 10,6 milyon cerrahi dışı olmak üzere toplam 20,2 milyon estetik girişim gerçekleşti. Bu girişimlerin yalnızca yüzde 14’ü erkeklere yapıldı.Bir tek saç ekme erkeklere özel gibi görünen bir operasyon, yaptıranların yüzde 80’i erkek. Erkeklerin tercih ettiği diğer girişimlerden bazıları ; göz kapağı kaldırma (% 21), yüz gerdirme (% 14) ve yağ aldırma (% 14)

Türkiye estetik operasyonlar açısından gelişmiş ve ekonomik bir ülke bu nedenle komşulardan ve diğer bazı ülkelerden bu amaçla çok sayıda ziyaretçi alıyor. Aynı rapora göre plastik cerrah sayısı açısından Dünyada yüzde 3 payla 9. ülke durumunda.

BAREM Estetik Araştırmasını 2015 yılı Ekim ve Kasım aylarında Türkiye nüfusunu temsil eden 1040 kişiyle CATI (Bilgisayar Destekli Telefon Görüşmesi) yöntemiyle gerçekleştirdi.

Araştırmada incelenen tüm bu estetik girişimleri; botoks, göz kapağı kaldırma, yüz gerdirme, yağ aldırma, saç ekimi yaptırmanın ne derece hoş karşılandığı kadınlar ve erkekler için ayrı ayrı dörtlü skala ile soruldu.

Araştırmaya göre en uygun görünen gençleşme, güzelleşme yöntemleri kadınlar için saç boyama, erkekler için ise saç ekimi. Tüm estetik girişimler kadınlara daha çok yakıştırılıyor. Saç ekimi dışında bu girişimlerden hiçbiri toplumun genelinde erkekler için uygun görünmüyor.

Tüm estetik girişimler üst sosyo ekonomik ve eğitim gruplarında daha yaygın kabul görürken erkekler için ayrıca üst gelir grubunda olmak da kabul oranını artırıyor.

Temelde genç görünme amaçlı bu girişimlerin gençler tarafından şimdiden daha fazla benimsenmiş olmasını, özellikle 18-24 yaş grubunun kadınlar için incelenen tüm estetik girişimlerde kesinlikle kabul oranlarının tüm gruplardan yüksek olmasını bu girişim sayılarının ilerde daha da artacağının ipucu olarak görebiliriz.

Saç Boyama

Saç boyamayı kadınlar için uygun bulanlar yüzde 71, erkekler için uygun bulanlar ise yüzde 31. Kadınlar saç boyamayı kadınlara da erkeklere de erkeklerden daha çok yakıştırıyor.

Kadınlara saç boyamayı 65 yaş üstü (% 56) dışında tüm yaş grupları benzer oranlarda kabul ediyor. Bu kabul, kadınlarda (% 75), üst sosyo ekonomik statü (AB % 79) ve üst eğitim gruplarında (Üniversite ve üzeri eğitimli % 86) daha yüksek oranlarda.

Görüşülen kişilerin yüzde 67’si erkeklerde saç boyamayı hoş karşılamıyor. 18-24 yaş grubu (% 76) ve erkekler (% 72) bu konuda en uç kesimler.

Saç boyamayı erkekler için uygun bulanlar ise toplumda üçte birine yakın (% 31) Kadınlar (% 36), 25-44 yaş grubu (% 37), Metropoller (% 39), Üniversite mezunları (% 46) ve 5000 TL ve üzerinde geliri olanlar (% 49) diğer kesimlere göre daha yüksek oranlarda erkeklerin saç boyamasını kabulleniyor.

Saç Ekimi

Saç ekimi toplumun yarıdan fazlası tarafından hem kadınlar (% 65), hem de erkekler (%56) için uygun bulunuyor.

Kadınlar için saç ekimini Kadınlar (% 70), 18-44 yaş grubu (% 70), Üst sosyoekonomik statü grupları (AB % 73), 2500 TL ve üzeri geliri olanlar (% 75) ve Üniversite ve üzeri eğitimliler (% 82) daha yüksek oranlarda kabul ediyor.

Erkeklerin saç ekimini erkekler ve kadınlar benzer oranlarda hoş karşılarken en yakın gruplar 25-34 yaş (% 63), 5000 TL ve üzeri geliri olanlar (% 73) ve Üniversite ve üzeri eğitimi olanlar (% 75)

 Botoks

Botoks kadınlarda yüzde 43  oranında hoşgörülürken toplumun geneli için erkeklere (% 18) göre bir girişim değil.

Kadınların botoks yaptırması; Kadınlar (% 50), 25-34 yaş grubu (% 53), Üst ve orta sosyo ekonomik statü grupları AB (% 47), C1 (%45), Üniversite mezunları (% 52), Öğrenciler (% 57), orta ve üst gelir grupları tarafından daha çok hoş görülüyor.

Erkeklerin botoks yaptırması ise toplumun yüzde 80’i hoş karşılamıyor. Bu konuda en yüksek oranlar; Erkekler (% 83), 18-24 yaş grubu (% 92), Orta sosyo ekonomik statü grupları C1 ve C2 (% 84), Lise mezunları (% 92) ve Öğrenciler (% 90) arasında görülüyor. Erkeklerde botoksu hoş karşılayanların oranı toplum genelinde yüzde 18 iken Üst Sosyo ekonomik statü gruplarında (AB % 25), Üniversite Mezunlarında (% 32) artıyor, 7.000 TL ve üzeri gelir sahiplerinde yüzde 40’a çıkıyor.

Göz Kapağı Kaldırma

Göz kapağı kaldırma, estetiğin yanısıra sağlık amaçlı da yapılmasına ve Dünyada 2014 yılında en çok, 1,5 milyona yakın, gerçekleştirilen estetik cerrahi operasyon olmasına rağmen Türkiye’de toplum genelinde Kadınlar için yüzde 48, erkekler için yüzde 23 kabul görüyor.

Kadınların göz kapağını kaldırması operasyonu Kadınlar (% 57), 25-34 yaş grubu (% 57), AB Sosyo ekonomik statü grubu (% 53), Üniversite mezunları (% 59) ve 2500 TL ve üzeri geliri olanlar tarafından diğer gruplara göre daha fazla kabul görüyor.

Erkeklerin göz kapağı kaldırma operasyonu yaptırmasını toplumun yüzde 75’i hoş karşılamıyor. Bu konuda en yüksek oranlar; Erkekler (% 80), 18-24 yaş grubu (% 86), Orta sosyo ekonomik statü grupları; C1 ve C2 (% 78), Üniversite altı eğitimliler arasında görülüyor. Erkeklerde göz kapağı kaldırma operasyonunu hoş karşılayanların oranı toplum genelinde yüzde 23 iken Kadınlarda (% 29), Üst Sosyo ekonomik statü gruplarında (AB % 29), Üniversite Mezunlarında artıyor, 7.000 TL ve üzeri gelir sahiplerinde yüzde 42’ye yükseliyor.

Yüz gerdirme

Kadınların yüz gerdirmesi toplumda iki kişiden biri tarafından uygun görülürken (% 46), onay erkekler için 5 kişiden ikisine (% 18)  düşüyor.

Kadınlar için en yüksek kabul oranları; Kadınlar (% 52), 25-34 yaş grubu (% 51), Üst ve Orta sosyoekonomik Statü grupları AB (% 51), C2 (% 50), Üniversite (% 57) ve üzeri (% 62) eğitime sahip kişiler arasında.

Erkekler için ise Kadınlar (% 21), Üst sosyoekonomik Statü grupları AB (% 23), Üniversite (% 28) ve üzeri (% 30) eğitime sahip kişiler ve 7000 TL üzeri geliri olanlar (% 40) arasında.

Yağ aldırma

Yağ aldırma Dünyada en çok yapılan estetik girişimlerden biri olarak Türkiye’de de gerek kadınlar (% 55), gerekse erkekler (% 30) için diğer girişimlere göre yüksek oranlardan kabul görüyor. Gruplar bazında incelendiğinde ise daha yaygın bir dağılım göze çarpıyor.

Kadınlar için yağ aldırmayı hoş karşılayanlar; Kadınlar (% 60), 18-44 yaş grubu, ABC1 sosyo ekonomik statü grupları, Lise ve Üniversite mezunları ve 1500 TL ve üzeri geliri olanlar arasında diğer gruplara göre daha yüksek.

Erkeklerin yağ aldırması ise o kadar yaygın kabul görmüyor. Kadınlar (% 35), AB (%  40) sosyo ekonomik statü grupları, Üniversite ve üzeri eğitimli (% 48) ve 5000-7000 TL (% 42) ve 7000 TL (% 47) ve üzeri geliri olanlar arasında diğer gruplara göre daha yüksek

Meme operasyonları

Meme büyütmek, küçültmek, kaldırmak üzere yapılan operasyonlar da Dünya’da en çok yapılan 3 cerrahi operasyondan biri. Daha çok kadınlar için olsa da erkekler için de uygulamalar var. Meme operasyonları kadınlar için toplumun yarısı (% 50) tarafından kabul görürken erkekler için bu oran 5 kişiden birine düşüyor (% 19).

Kadınlar için en yüksek kabul oranları; Kadınlar (% 56), 25-34 yaş grubu (% 57), Üst ve Orta sosyoekonomik Statü grupları AB (% 55), C2 (% 53)

Eğitim gruplarında kabul oranı ortaokuldan itibaren yüksek, en yüksek olduğu gruplar ise Üniversite ve üzeri (% 64) eğitime sahip kişiler.

Erkekler için meme operasyonları genelde % 19 kabul görürken; Kadınlar (% 24), Üst sosyoekonomik Statü grupları AB (% 26), Üniversite (% 33) ve üzeri (% 34) eğitime sahip kişilerle 5000-7000 TL (% 29) ve 7000 TL (% 32) ve üzeri geliri olanlar arasında diğer gruplara göre daha yüksek

 

Tablo_2

Nur UsluGÜZEL YAŞLANMAK YALNIZCA KADINLARA MI ÖZGÜDÜR ?

Mutluluk – Umut – Refah

happiness

KARGAŞA DOLU BİR YILIN SONUNDA DÜNYA GENEL OLARAK MUTLU VE UMUTLU ANCAK REFAH BEKLEMİYOR 

Dünya genelinde insanların yüzde 66’sı kendini mutlu hissediyor ve yüzde 54’ü 2016 yılının kendisi için daha iyi geçeceğini umuyor iken yalnızca yüzde 45’i ülkelerinin ekonomik durumunun geçen yıla göre daha iyi olacağını düşünüyor.
Araştırma sektörünün lider kuruluşlarından BAREM’in, global ortağı WIN/ Gallup International ile birlikte Dünya genelinde 68 ülkede 66 bin kişi ile görüşerek gerçekleştirdiği Global Mutluluk, Umut ve Refah araştırmasının sonuçları yayınlandı.

Dünya 2016 yılına mutlu giriyor
Dünya genelinde insanların % 66’sı mutlu iken mutsuzların oranı % 10. Dört kişiden biri ne mutlu, ne de mutlu değil. Dünyanın en mutlu ülkesi Kolombiya (%87), en mutsuz ülkeleri ise geçen yıl olduğu gibi Irak (%26) ile Yunanistan (% 29).
Türkiye halkası BAREM tarafından gerçekleştirilen araştırmada Türkiye, yüzde 55 mutlu oranı ile, Dünya mutluluk sıralamasında 68 ülke arasında 46. sırada yer alıyor. Mutsuzlar yüzde 15. Türkiye’de mutluluğun her sosyoekonomik statü grubuna benzer şekilde dağılmış olması “Parayla saadet olmaz” sözünü hatırlatıyor. Ancak mutsuz oranı en yüksek kesimlerin işsizler (% 35) ve çalışmayan emekliler (% 18) olması minimum ihtiyaçların karşılanamaması riskinin mutluluğu etkilediğini gösteriyor.

Slide1

2016 yılı 2015’e göre daha iyi olacak

Araştırmaya göre dünya nüfusunun yüzde 54’ü kendileri açısından 2016 yılının 2015’e göre daha iyi olmasını bekliyor, yüzde 16’sı tersini, dörtte biri ise iki yılın aynı olacağını düşünüyor. 2016 yılından en umutlu ülkeler bir Güney Asya ülkesi olan Bangladeş (% 81), bir Afrika ülkesi olan Nijerya (% 78) ve Çin (% 76). En az umutlu olanlar ise Avrupa’dan; İtalya (% 15), Bosna Hersek (% 19) ve Bulgaristan (% 19).
Türkiye yüzde 44 umutlu oranı ile 68 ülke içinde 23. sırada yer alıyor. 2016 yılının kendileri için 2015’den daha kötü geçeceğini düşünenler yüzde 28, benzer bir yıl bekleyenler ise yüzde 22. Türkiye’de erkekler (% 51), kadınlara göre (% 36) 2016 yılından daha umutlu. En umutsuz yaş grubu 45-64, bu grubun yüzde 35’i bu yıldan daha kötü bir 2016 bekliyor. Benzer şekilde Metropollerde yaşayanlar arasında umutsuzların oranı yüzde 35 ile diğer şehirlerden daha yüksek. Üniversite mezunları içinde umutsuzların oranı yüzde 39’a yükseliyor.

Slide2

Refah beklentisi daha düşük
2106 yılının ülkelerinin ekonomisi açısından 2015’den daha iyi olacağını düşünenlerin oranı dünya genelinde yüzde 45. Daha kötü bir yıl bekleyenler yüzde 22 iken, benzer olacağını düşünenler yüzde 28. 2016 yılından en umutlu ülkeler aynı zamanda refah beklentisi en yüksek olanlar; Nijerya (% 74), Bangladeş (% 72) ve Çin (% 65). En düşük ülke ise halkın yüzde 71’inin ülke ekonomisinin 2015 yılından daha kötü olmasını bekleyen Yunanistan.
Türkiye refah beklentisi açısından, daha iyi bir 2016 bekleyen yüzde 32 ile 68 ülke arasında 23. sırada. Olumsuz düşünenler yüzde 35, benzer bir 2016 yılı bekleyenler ise yüzde 28. Demografik kırılımların umut ve refah beklentileri paralellik gösteriyor. Refah beklentisi Erkeklerde (% 39) kadınlara (% 25) göre yüksek. 2016 ekonomisinin 2015’ten kötü olacağını düşünenler Türkiye genelinde yüzde 35 iken; 45-64 yaş grubunda yüzde 45’e, İstanbullular arasında yüzde 40’a, İzmir’de yaşayanlar arasında yüzde 50’ye, Üniversite mezunları içinde ise yüzde 50’ye çıkıyor.

Slide3

Gelişmekte olan ülkeler daha umutlu
Dünya ülkelerini Zenginler (G7), Gelişmekte olan ülkeler (G7 dışındaki G20) ve Diğer ülkeler olarak 3 gruba ayırdığımızda, aralarında gelir açısından uçurum olan 3 grupta da mutluyum diyenler yüksek oranlarda; Zenginler (% 55) Gelişmekte olanlar (% 69) ve Diğer ülkeler (% 63). Ancak umut açısından ciddi farklar var. 2016 yılının 2015’den daha iyi geçeceğini düşünenlerin oranı, Türkiye’ninde içinde bulunduğu gelişmekte olan ülkelerde, çok daha yüksek: Zenginler (% 29) Gelişmekte olanlar (% 63) ve Diğer ülkeler (% 48).
Benzer şekilde refah beklentisi de gruplara göre çok farklı ve Gelişmekte olan ülkelerde en yüksek oranda; Zenginler (% 18) Gelişmekte olanlar (% 54) ve Diğer ülkeler (% 40).

Araştırmanın Künyesi:
Global Mutluluk, Umut ve Refah araştırması WIN/ Gallup International üyesi firmaların Dünya genelinde 68 ülkede 66 bini aşkın kişi ile görüşerek gerçekleştirdiği bir araştırma. Saha çalışması bu yılın Ekim ve Kasım aylarında yapıldı. BAREM araştırma kapsamında Türkiye’de CATI (Bilgisayar Destekli Telefon Görüşmesi) yöntemi ile 1028 görüşme yaptı.

Nur UsluMutluluk – Umut – Refah

DÜNYA LİDERLERİ MERCEK ALTINDA

İkisi de Dünya Lideri Ancak Birini Herkes Beğeniyor Diğerini ise Bazıları

images

Araştırma sektörünün lider kuruluşlarından BAREM, global ortağı WIN/Gallup International ile birlikte, Dünya Liderlerine bakışı ortaya koyan bir araştırma gerçekleştirdi. Araştırma sonuçlarına göre, ABD Başkanı Barack Obama ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin tanınırlığı en yüksek iki lider. Ancak algıları oldukça farklı; Obama yaygın olarak en beğenilen lider iken Putin hakkındaki görüşler kutuplaşıyor.

 Türkiye halkası BAREM tarafından gerçekleştirilen ve WIN/ Gallup International tarafından 1977 yılından bu yana yapılan Yılsonu Araştırması’nda katılımcılara 10 dünya lideri hakkındaki görüşleri soruldu. Araştırmaya, 65 ülkede ülkelerin nüfusunu temsil eden 63.976 kişi katıldı. İşte sonuçlar;

ABD Başkanı Barack Obama dünyanın pek çok yerinde takdir ediliyor

Araştırmaya katılan her 5 kişiden 3’ü (%59) 2016 yılında görevi devredecek olan ABD Başkanı Barack Obama için olumlu bir görüşe sahip. Olumsuz görüşü olanlar ise %29. Başkan Obama’nın olumlu bir reputasyona sahip olduğu bölge oldukça geniş; Güney Asya’da %76, AB ülkelerinde (%67), Latin Amerika’da (%65), Sahraaltı Afrika’da (%65), Doğu Asya’da (%65).  MENA (Ortadoğu ve Kuzey Afrika) bölgesinde ise olumlu görüşlerin oranı %33’e düşüyor.

En popüler 2. lider Almanya Şansölyesi Angela Merkel

2015’te Time Dergisi tarafından Yılın Kadını seçilen Almanya Başbakanı Angela Merkel en popüler 10 global lider arasında 2. sırada yer alıyor.  Katılımcıların %42’si Merkel hakkında olumlu görüşe sahipken %29’u tam tersini düşünüyor. Merkel’in popüleritesi erkekler arasında %45 iken hemcinsleri arasında %39.

3üncü sırada yer alan İngiltere Başbakanı David Cameron hakkında ise dünyanın %37’si olumlu, %28’i ise olumsuz görüşe sahip. Cameron’un popüleritesi özellikle Güney Asya’da (%53) ve Kuzey Amerika’da (%46 yüksek)

Putin için olumsuz düşünenlerin oranı %43

Suriye’de İŞİD ile olan savaşta takındığı tutuma rağmen Rusya Devlet Başkanı Putin hakkındaki görüşler ikiye ayrılıyor. 3 kişiden 1’i Putin hakkında olumlu görüş bildirirken, olumsuz görüş bildirenler daha fazla, %43. Buna rağmen dünyanın en kalabalık iki ülkesine bakıldığında Putin’in popüleritesinin arttığı görülüyor. Çin’de Putin hakkında olumlu düşünenler %55, Hindistan’da ise %39. Putin’in en popüler olduğu ülkeler eski Sovyet ülkeleri (%55) iken en az popüler olduğu yerler AB bölgesi %67 ve Kuzey Amerika %65.

Peki Türkler dünya liderleri için ne düşünüyor?

BAREM, araştırma kapsamında Türkiye’de 1028 kişi ile CATI yöntemiyle görüştü. Türkiye’de dünya liderlerine bakış genellikle olumsuz. Türkler düşük bir oranda olsa da en olumlu görüşü ABD Başkanı Barack Obama (%5) ve Brezilya Başbakanı Dilma Rousseff (%1) için belirtiyor. En olumsuz görüşe sahip olunan liderler ise Suudi Arabistan Kralı Salman bin Abdulaziz al Saud –%26, İran Cumhurbaşkanı Hassan Rouhani –%23, Fransa Cumhurbaşkanı Francois Hollande –%19, Almanya Devlet Başkanı Angela Merkel –%11, Çin Halk Cumhuriyeti Başkanı Xi Jinping –%10, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin –%7 ve Birleşik Krallık Başbakanı David Cameron –%5.

DÜNYA Liderler Hakkında Ne Düşünüyor

Nur UsluDÜNYA LİDERLERİ MERCEK ALTINDA

DÜNYA DEMOKRASİYE AŞIK, ANCAK…

New Microsoft PowerPoint Presentation

Dünya genelinde demokrasi tamamen kabul görse de birçok kişi ülkesinin halkın iradesine göre yönetilmediğini düşünüyor.

BAREM, global ortağı WIN/ Gallup International ile birlikte tüm dünyada demokrasi konusunu araştırdı. 62 ülkede 60 binden fazla kişiyle 2014 yılı sonunda yapılan araştırma, dünyada bir demokrasi sorunu olduğunu ortaya koydu.

Öne çıkanlar

  • Dünya nüfusu demokrasiyi büyük ölçüde benimsemiş durumda, yüzde 76’sı bazı sorunları olsa da demokrasinin en iyi yönetim şekli olduğuna inanıyor. Bu konuda tüm dünyada görüş birliği var.
  • Ancak, kendi ülkelerinin halkın isteklerine göre yönetilip yönetilmediği sorulduğunda bu konsensus önemli ölçüde azalıyor. Görüşülenlerin yüzde 50’si bunu kabul ederken yüzde 46’sı etmiyor.
  • Araştırmada ön plana çıkan iki konudan birincisi prensip olarak demokrasinin güçlü bir şekilde kabul edilmesi diğeri ise hâlihazırda işleyen sistemin eleştirilmesi.

Demokrasi en iyi yönetim şekli!

Görüşülen 62 ülkedeki insanlar ortalama yüzde 76 ile demokrasinin en iyi yönetim şekli olduğu konusunda hemfikir. Bu durum kişinin dini inancı olup olmadığına veya hangi dine inandığına bağlı değil. Dünyada demokrasiye inanç tüm gruplara yayılmış durumda iken en güçlü olduğu alt gruplar eğitimi ve geliri yüksek olanlar.  Demokrasiye inanmada en yüksek oranlar Kuzey Amerika, Afrika ve Batı Avrupa ülkelerinde iken en düşük oranlara sahip bölgeler Kuzey Asya, Doğu Avrupa ve Latin Amerika.

Türkiye’de demokrasiye inanma oranı  yüzde 86 ile Dünya ortalamasının üstünde ve 62 ülke içinde Almanya’nın arkasından 10. sırada. Türkiye’de bu konuda en yüksek oranlara sahip gruplar; öğrenciler (yüzde 94), üniversite ve üzeri eğitimli kişiler (yüzde 92) ile üst -AB- sosyoekonomik statü grupları (yüzde 91).

Grafikler_2

Dünya halkın iradesine göre yönetiliyor mu!

Araştırmada sorulan diğer bir soru; yaşadığı ülkenin halkın iradesine göre yönetilip yönetilmediği idi. Dünyada görüşülen kişilerin yarısı ülkesinin, halkın isteklerine göre yönetildiğini düşünürken, yarıya yakın (yüzde 46) diğer bir bölüm bunun tersini söylüyor.  Cevap vermeyenler yüzde 4.

Ülkeler bazında bakıldığında 26 ülkenin halkı ülkesinin kendi isteklerine göre yönetildiğini, 32 ülke halkı ise aksini söylüyor. 4 ülkede cevaplar eşit. Sonuçlar ülkeden ülkeye değişkenlik gösterirken uç bölgeler olumlu yaklaşımın en yüksek olduğu Doğu Asya (yüzde 69) ile en düşük olduğu Doğu Avrupa (yüzde 39).

Türkiye‘de ülkenin halkın iradesiyle yönetildiğini düşünenlerin oranı yüzde 48. Görüşülen kişilerin yüzde 1’i bu konuda fikri olmadığını söylüyor. Türkiye’nin halkın iradesiyle yönetilmediğini düşünenler (yüzde 51) arasında; en yüksek oranlar şu gruplarda görülüyor: kadınlar  (yüzde 54), lise ve üniversite mezunları (yüzde 54) ile üniversite üzeri (yüzde 68 ) eğitimliler.

Grafikler_3

Nur UsluDÜNYA DEMOKRASİYE AŞIK, ANCAK…

MOBİL ÇALIŞMA ÖZGÜRLÜK MÜ, YOKSA…

steve-strauss-mobile-office_2

Mobil cihaz kullanımının yaygınlaşmasıyla birlikte iş dünyasının yeni trendi mobil çalışma oldu. Bir yandan işverene sağladığı tasarruf olanağı, diğer yandan mesainin 7/24’e kadar genişlemesi nedeniyle artıları ve eksileri sıklıkla tartışılıyor. BAREM’in, çeşitli kademelerden yöneticilerle yaptığı araştırmaya göre ayda ortalama 4 gün mobil çalışan yöneticilerin yalnızca beşte birinin aklına mobil çalışma denince özgürlük geliyor.

Son yıllarda mobil cihazların artması ve internete bağlanılabilecek alanların çoğalmasıyla mobil çalışma, yani iş saatlerinde işyeri dışında çalışma, popüler hale geldi. Kafeler laptoplarıyla çalışan, yollar laptop taşıyan, ulaşım araçları tabletinden iş maillerini kontrol eden ve cep telefonuyla iş konuşan insanlarla dolu. Bu durum, Türkiye’de iş hayatının bir bölümünün mobile uyum sağladığını gösteriyor.

Mobil çalışmanın; bulunulan sektöre, çalışan kişinin departman ve pozisyonuna, işin online platformdan yönetilip yönetilmemesine, entelektüel kapasite ve sermayeye bağlı olduğu, iş akışını değiştirmek yerine akışı izlemeye daha uygun olduğu, kriz yönetimi için pek de elverişli olmadığı şeklinde görüşler var.

Türkiye’nin öncü araştırma şirketi BAREM, Türkiye’de hızla yaygınlaşan mobil çalışma konusunu araştırdı. Ağustos 2015’te CAWI (Bilgisayar Destekli Web Görüşmesi) yöntemiyle yapılan araştırmaya çeşitli sektörlerde çalışan 70 üst düzey, 95 orta düzey ve 41 ilk kademe olmak üzere toplam 206 yönetici katıldı. Bu yöneticilerin 82’si kadın, 124’ü erkek. Çalışmada 35 yaşın altında 67, 35-50 yaş arasında 116 ve 50 yaş üstünde 23 kişi yer aldı. Görüşülen 137 kişi için şirketleri mobil çalışma olanağı sağlıyor, 69 kişi için ise sağlamıyor.

Çalışana Esneklik, İşverene Tasarruf
Yöneticilere mobil çalışmayı en iyi ifade eden ilk üç kavram sorulduğunda ilk sırayı esneklik aldı. Bir yandan esneklik (yüzde 57), sorumluluk (yüzde 38) ve etkin teknoloji kullanımı (yüzde 30) mobil çalışmayı tariflerken, diğer yandan verimlilik artışı (yüzde 41) ve maliyet tasarrufu (yüzde 29) gibi avantajlar öne çıkıyor. Bu kavramları özgürlük (yüzde 25) izliyor. Mobil çalışma olanağı bulamayan yöneticilerin üçte biri için mobil çalışma özgürlük ifade ederken, mobil çalışan yöneticiler arasında bu oran beşte bire iniyor.

Aile ile Zaman Geçirme Avantajı
Araştırmaya katılan 4 yöneticiden 3’ü işyeri dışında çalışan bireylerin zaman planlaması yapabilmesini önemli görüyor. Mobil çalışmanın aile ile daha çok zaman geçirme olanağı vermesi (yüzde 66) ve iş stresini azaltıyor olması (yüzde 58) çalışanlar için önemli birer avantaj. Bu konudaki sıcak tartışmalardan biri de her saat ulaşılır olmaktan rahatsızlık duymakla ilgili. Araştırmaya göre rahatsız olanlar (yüzde38) ve olmayanlar (yüzde 39) benzer oranlarda.

Yöneticiler İçin Mesai 7/24
Firmasının mobil çalışma olanağı sağlamadığını söyleyen yöneticiler, bu olanağa sahip yöneticilerle hemen hemen aynı yüksek oranlarda iş saatleri dışında müşterilerinden veya yöneticilerinden gelen telefonlara, maillere bakıp cevap veriyor. Yöneticiler mesai saatleri dışında veya tatilde de iş telefonlarını asla kapatmıyor.
Sunduğu tüm imkanlar aynı olduğunda haftanın bazı günleri sabit çalışma saatlerine sadık kalarak ofis içinde, bazı günleri de mobil olarak ofis dışında istediği bir yerde (evde, kafede, vb.) çalışabileceği şirketleri tercih edenler, mobil çalışma olanağı olsun veya olmasın dörtte üç gibi çok yüksek oranlarda. Bu oran firmaların mobil sisteme geçmeyi planlaması için çok sağlam bir destek olarak görünüyor. Aslında esnek çalışma yöntemini tercih eden yöneticiler bu olanağa sahip de olsalar, konumları nedeniyle her zaman ofis dışında çalışma imkanları olmuyor. BAREM’in görüştüğü yöneticiler ortalama haftada ancak bir gün dışardan çalışabiliyorlar. Satış ve pazarlama mobil çalışmaya en uygun bulunan departmanlar.

Yaş ve Kademe Arttıkça Ulaşılabilirlik Artıyor
Mesai saatleri dışında, haftasonları ve tatillerde müşteri ve yöneticilerinden gelen telefon ve mailleri açan ve cevap verenlerin oranı yaş ve kademe yükseldikçe artıyor. Benzer şekilde her zaman ulaşılır olmaktan rahatsız olmak da yaş ve kademe düştükçe artıyor. Bu durum; işe önem verme, sorumluluk sahibi olma gibi özelliklere dayandırılabilir ancak bu noktada 35 yaş altı jenerasyonun çalışma ve özel hayatı ayırma tercihinden de kaynaklanabileceğiniz gözardı etmemek gerekir.

Nur UsluMOBİL ÇALIŞMA ÖZGÜRLÜK MÜ, YOKSA…

MOBİL CİHAZLAR HAYAT KALİTEMİZİ YÜKSELTİYOR!

Mobile applications and media technology concept

Mobile applications and media technology concept

Türkiye’nin öncü araştırma şirketi BAREM, global ortağı WIN/ Gallup International ile birlikte cep telefonları ve elde taşınabilir mobil cihazların hayatımızı nasıl etkilediğini araştırdı. Türkiye sonuçlarına göre  kullanıcılar bu cihazların hayat kalitelerini olumlu yönde etkilediği görüşünde. Araştırmaya göre ülkemizde kullanıcıların %85’i cep telefonu ve mobil cihazların hayat kalitelerini yükselttiğini düşünüyor.

Mobil teknoloji hayatımıza girdiği günden beri vazgeçilmezlerimiz arasında. Her gün yeni cihazlarla tanışıyor mevcut cihazların daha üst modelleriyle karşılaşıyoruz. Sadece 21 yıldır hayatımızda olan cep telefonları bugün yaş ve statü gözetmeksizin herkesin kullanımında. Buna son 5 yılda elde taşınabilen mobil cihazlar da eklendi, kullanım yaygınlaştı. Neredeyse 24 saat ulaşır ve ulaşılır durumdayız. Ne özel, ne de iş yaşamımızı onlarsız düşünebiliyoruz. Acaba bu cihazları zamana yetişmek için bir zorunluluk olarak mı, yoksa isteyerek mi kullanıyoruz? İş hayatımız mobil cihazlar sayesinde esnekleşti mi, yoksa tüm güne mi yayıldı? Sosyal hayatımız sosyal medya ile genişliyor mu yoksa küçük bir ekrana mı sıkışıyor? Bu cihazların kölesi mi olduk efendisi mi? Mobil cihazlar yaşam kalitemizi artırıyor mu yoksa azaltıyor mu?

Mobil cihazlar yaşam kalitemizi artırıyor.

BAREM’in araştırması kullanıcıların mobil cihazların hayat kalitelerini yükselttiğini düşündüğünü söylüyor. Araştırmanın sonuçlarına göre nüfusun %85’i cep telefonu ve mobil cihazların kendi hayat kalitelerini yükselttiği görüşünde. Araştırma kapsamında “Mobil cihazlar hayat kalitemi yükseltmiyor” yanıtını verenler 10 kişiden yalnızca 1’i oldu.

Mobil cihazların hayat kalitesini artırdığı görüşü, hiç bir yaş, cinsiyet ya da eğitim grubunda yüzde 70’in altına düşmüyor ve toplumda genel kabul görüyor.

Gelecek mobilin !

Araştırmaya katılan kadınların %86’sı, erkeklerin ise %84’ü bu cihazların hayat kalitelerini yükselttiğini savunuyor.

Mobil cihazlar en çok 25-34 yaş aralığında vazgeçilmez. Bu yaş grubunda yanıt verenlerin %92’si mobil telefon ve cihazların hayat kalitelerini yükselttiği görüşünde. Yaş ilerledikçe bu görüşten uzaklaşılıyor. 44-54 yaş aralığında yanıt verenlerin %81’i, 55 yaş üstünde yanıt verenlerin ise %78’i bu görüşü paylaşıyor.

WIN/ Gallup International, bu araştırmayı 2014 yılı sonunda 67 ülkede 66 bin kişiyle gerçekleştirdi. BAREM Türkiye genelini temsil eden 1000 kişi ile CATI (Bilgisayar Destekli Telefon Görüşmesi) yöntemiyle görüştü.

Nur UsluMOBİL CİHAZLAR HAYAT KALİTEMİZİ YÜKSELTİYOR!

ELİMİZİ OTOMATİK OLARAK YIKIYORUZ !

el-yikama-neden-bu-kadar-onemli_1405341461_153c3cf15afaac

Dünya nüfusunun 3’te 2’si tuvalete gittikten sonra otomatik olarak sabun ve suyla elini yıkıyor. Türkiye’de ise bu, çok daha yaygın bir alışkanlık; BAREM’in araştırmasında Türkiye’de görüşülen kişilerin %94’ü tuvalet sonrası otomatik olarak ellerini sabunla yıkadığını belirtti.
Araştırma şirketi BAREM, global ortağı WIN/ Gallup International ile birlikte UNICEF tarafından ilan edilen 15 Ekim Dünya El Yıkama günü için tüm dünyada el yıkama alışkanlıklarını araştırdı.
Ellerin her santimetre karesinde 4-6 bin zararlı mikroorganizmanın bulunduğuna dikkat çeken uzmanlar el temizliği konusunda vatandaşları sıklıkla uyarıyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün 2013 rakamlarına göre dünyada su, temizlik ve hijyen konularından kaynaklı hastalıklar nedeniyle her yıl 440 milyon okul günü kaybediliyor. Sadece sabunla el yıkanmasıyla her yıl 650 bin hayatın kurtarılabileceği tahmin ediliyor. El temizliği ile grip, ishal gibi toplumda yaygın bulaşıcı hastalıkların önüne geçiliyor. Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu ( UNICEF ) el yıkamanın önemini vurgulamak için 2008 yılında 15 Ekim’i “Dünya El Yıkama Günü” olarak kabul etti.
Türkiye’de el yıkama alışkanlığı yüksek
BAREM bu yıl WIN/ Gallup International ile birlikte, 7’inci kez kutlanan Dünya El Yıkama Günü’yle ilgili bir araştırmaya imza attı.
Dünyada 2014 yılı sonunda başlayan ve 64 ülkede 62 bin kişiyle görüşülerek gerçekleştirilen araştırmanın Türkiye bölümü BAREM tarafından CATI yöntemiyle ve 1000 kişi arasında yürütüldü. Elde edilen sonuçlara göre ülkemizde halkın büyük bir çoğunluğu tuvaletten sonra el yıkama alışkanlığına sahip.
Araştırma kapsamında katılımcılara “Tuvalete gittikten sonra ellerimi sabunla yıkamak otomatik olarak yaptığım bir şey” ifadesine ne kadar katıldıkları soruldu, yanıt verenlerin yüzde 94’ü katılıyorum, %4’ü kısmen katılıyorum cevabı verdi.
Bu alışkanlığa erkekler ve kadınlar benzer oranlarda sahip iken, tuvalet sonrası el yıkama konusunda bilinçlenmeye en çok ihtiyacı olan grubun öğrenciler olduğu görünüyor.

Dünyada tuvalet sonrası temizlik kültürü el yıkama oranlarını etkiliyor
Dünya genelinde görüşülen kişilerin %65’i ellerini su ve sabunla yıkamanın otomatik olarak yaptıklarını bir şey olduğuna katılırken, %26’sı bir dereceye kadar katıldığını, %8’i ise katılmadığını söyledi.
Araştırma, Müslüman ülkelerin Dünya geneline göre bu alışkanlığa daha yüksek oranlarda sahip olduğunu gösteriyor.
Dünyada tuvalet sonrası su ve sabun ile el yıkama alışkanlığı en yüksek ülke Suudi Arabistan (% 97) iken Çin (%23) ve Japonya (%30) bu alışkanlığın en düşük olduğu ülkeler. Avrupa’da bu anlamda en yüksek oran Türkiye’den sonra Yunanlılar (%85) en düşük oran ise Hollandalılar (% 50) arasında görünüyor.

Nur UsluELİMİZİ OTOMATİK OLARAK YIKIYORUZ !

TÜRKİYE VE DÜNYA, BİRLEŞMİŞ MİLLETLER YAPTIRIMLARINA SICAK BAKIYOR

WIN/ Gallup International, BM Yaptırımları Raporunu BM Genel Kurul Açılış Oturumunda Sunuyor

Turkiye_Yaptırımlara_Destek

BAREM’in, global ortağı WIN/ Gallup International ile birlikte yaptığı araştırmaya göre, dünya genelinde bir referandum yapılmış olsaydı BM yaptırımları lehine oy kullananlar, aleyhine oy kullananlardan % 11 daha fazla olacaktı. Dünyanın en kalabalık ülkesi Çin, yaptırımlara karşı olan grubun başında gelirken, Türkiye yaptırımları destekliyor.

BM Genel Sekreterliğine Newyork’ta Genel Kurulun açılış oturumunda 15 Eylül tarihinde sunulacak olan rapora göre, dünyadaki bir çok ülke BM yaptırımlarına karşı olduğu halde, diğer ülkeler ve global kamuoyu ortalaması bu yaptırımların yanında yer alıyor. Eğer bu konuda dünyadaki 7 milyarın üzerinde insanın oy kullandığı bir referandum gerçekleşseydi, % 50 yanında ve % 39 karşısında olmak üzere, yaptırımların lehinde oy veren nüfus, karşısında olanlardan % 11 daha fazla olacaktı.

WIN/ Gallup International bu raporu Genevre’deki BM “Global Governence Unit” ile birlikte hazırlıyor.

Rapora baz olan araştırma; 2014 yılı Kasım ayında 67 ülkede o ülkeleri temsil eden 67 binin üzerinde kişi ile yapıldı. BAREM Türkiye’de 1000 kişi ile CATI (Bilgisayar Destekli Telefon Görüşmesi) yöntemiyle görüştü.

Araştırma teorik olarak yaptırımlara neden olan 6 soruna odaklandı.
Bunlar; “Başka bir ülkeye sebepsiz askeri saldırı düzenlemek”, “Kendi ülkesindeki herhangi bir grubu hedef alarak sistematik olarak öldürmek veya soykırım yapmak”, “Nükleer silahların yayılmasının önlenmesi antlaşması yükümlülüklerini ihlal etmek veya nükleer silah denetimlerine engel olmak”, “Terorist gruplara finansal destek sağlamak”, “Demokratik olarak seçilmiş bir hükümeti indirmek” ve “Çevre koruma ile ilgili antlaşmaları ihlal etmek”.
Bu 6 yaptırım türünün ortalaması ile bir endeks oluşturuldu.

Dünya genelinde tesadüfi olarak seçilerek görüşülen kişiler kendi ülkelerinden ve bu konularda konuşan ve oy veren resmi delegelerden bağımsız olarak dünya halklarının bu konudaki görüşlerini temsil ediyor.

BM Genel Sekreteri için zor bir görev !

Her ne kadar dünya nüfusu ortalama olarak yaptırımlara sıcak bakıyor ise de gerek ülkeler, gerekse bölgeler bazında kutuplaşma çok yoğun. Bu durumda BM Genel Sekreterine yaptırımlar konusunda fikir birliği sağlamak gibi çok zor bir görev düşüyor.

BM Yaptırımlarına en çok destek veren 10 ülke: Ermenistan, Güney Kore, Finlandiya, Avusturya, Vietnam, Portekiz, Lübnan, İtalya, Ukrayna ve Almanya

BM Yaptırımlarına en az destek veren 10 ülke: Tayland, Endonezya, Çin, Fas, Panama, Arjantin, Kolombiya, Filipinler, Filistin ve Sırbistan

Türkiye BM yaptırımlarını destekliyor

Birleşmiş Milletlerin kuruluşundan onlarca yıl önce, BM misyonuna çok yakın bir konsepti Atatürk’ün “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” önerisiyle benimsemiş olan Türkiye BM yaptırımlarına dünya ortalamasından daha fazla oranda destek veriyor. Türkiye yöneticilerin baş edemediği bir dış tehlike söz konusu olduğunda BM’in Türkiye ve tüm ülkeler için demokrasi ve barışın garantisi olduğunu düşünüyor.

Türkiye en çok net desteği Nükleer karşıtı (% 51) ve Çevre karşıtı (% 49) uygulamaların yaptırımları için veriyor. Bu sonuç son dönemde yaşanan Gezi, Nükleer ve HES karşıtı protestoları düşününce sürpriz olarak görünmüyor.
Yüksek desteğin tek istisnası Demokratik olarak seçilmiş bir hükümeti indiren ülkeye yaptırım uygulanması (%2). Türkiye koşul ne olursa olsun BM’in ülkelerin iç işlerine karışmasını istemiyor.

Demografik kırılımlar incelendiğinde yüksek eğitimli, üst sosyo ekonomik statü gruplarından çalışan ve öğrencilerin BM yaptırımlarına daha çok destek verdiği görünüyor.

Destek doğal olarak kişilerin BM hakkındaki düşüncelerine de bağlı. Birleşmiş Milletler hakkında olumlu düşünenler, bugüne kadar yaptıklarını tatmin edici bulanlar ve müdahale ederek savaşları önlemenin BM’in gelecekteki en önemli görevi olması gerektiğini düşünenler arasında yaptırımlar daha çok destek buluyor

 

Nur UsluTÜRKİYE VE DÜNYA, BİRLEŞMİŞ MİLLETLER YAPTIRIMLARINA SICAK BAKIYOR

X VE Y KUŞAĞININ İŞ HAYATINDAN BEKLENTİLERİ ÇOK FARKLI

9-10-Gen-XY

Araştırma sektörünün lider kuruluşlarından BAREM, X ve Y jenerasyonunun iş hayatındaki tutum ve değerlerinin farklılıklarını ortaya koyan bir araştırma yayımladı. Araştırma sonuçlarına göre 1980-1999 arası doğan Y kuşağının %40’ı rahat bir ortamda çalışarak kariyer hedeflerine hızlıca ulaşmak isterken bu oran 1965-1979 arası doğan X kuşağında %24 olarak görülüyor.
BAREM tarafından gerçekleştirilen araştırma, kariyerinin başında olan Y kuşağı ile iş tecrübesi daha fazla olan X jenerasyonunun, işyerinde eğlenerek çalışma, çalışma ortamının rahat olması, hızlı kariyer fırsatı elde edebilme ve sosyal hayatlarının işyerlerine olan etkisi gibi unsurlarla birbirlerinden farklılaştıklarını ortaya koyuyor.
Araştırma; beyaz yakalı ve üniversite mezunu 242 kişiyle online anket yöntemi ile gerçekleşti. Görüşülen kişilerin 122’si X kuşağı 120’si ise Y Kuşağı.
İş ortamında kendine fırsatlar sunulmasını ve inisiyatif alabileceği ortamlar yaratılmasını bekleyen Y kuşağının %43’ü yaratıcılığını sürekli direktif alarak değil, kendi kendine tecrübe edinerek öğrenmekten yana olduğunu söylüyor.
Performans Değerlendirmesi Önemli Bir Motivasyon Kaynağı
Y kuşağının %69’u yöneticisinden düzenli olarak performansı ile ilgili geri bildirim almanın motivasyonunu artırdığını söylerken X kuşağında bu oran %53.
Y Kuşağı İş Yerinde “Eğlenerek” Çalışmak İstiyor
Yöneticiden düzenli olarak performansı ile ilgili geri bildirim almak isteyen Y’lerin; hırslı ve kariyer basamaklarını hızla çıkmak isteyen bir yapısı var. İşyerinde eğlenerek çalışmak, bu jenerasyon için diğer önemli bir motivasyon kaynağı. Y kuşağının %73’ü iş ortamında eğlenerek çalışmak isterken X kuşağının %54’ü eğlenceli bir çalışma ortamını önemsiyor.
Özel Hayatın İş Hayatına Etkisi X ve Y Kuşağında Farklılıklar Gösteriyor
Özel ve iş hayatında anlaşabileceği insanlarla beraber olmak, Y jenerasyonu için önemli bir unsur olarak öne çıkıyor. ‘’Sosyal yaşantımı ve özel hayat saatlerimi etkileyecek hiçbir iş yerinde çalışmam’’ diyenlerin oranı Y kuşağında %48, X kuşağında ise % 39. Sosyalleşmeyi seven Y kuşağının %63’ü işyerinin esnek bir çalışma ortamı sunmasını isterken, X kuşağının %49’u esnek bir çalışma ortamının önemli olduğunu düşünüyor.

Nur UsluX VE Y KUŞAĞININ İŞ HAYATINDAN BEKLENTİLERİ ÇOK FARKLI

İNTERNET CANDIR !

Internet artık çoğumuz için çok çeşitli amaçlara hizmet eden vazgeçilemez bir alışkanlık; Dünyada neler olup bittiğini görmek, arkadaşlarımızdan kimin nerede kiminle ne yaptığını öğrenmek, evdeki malzemeye göre yemek seçmek, tarif almak, neyin nerede en uygun fiyata satıldığını anlamak, ekonomik olarak alışveriş yapmak, bilmediğimiz bir bölgede gideceğimiz adresi kolayca bulmak gibi. Artık kimse “bilmiyorum ki” ile başlayan bir mazereti kabul etmiyor.
İnternet bize daha hızlı, daha kolay, daha rahat ve daha ekonomik bir yaşam sunuyor. Aynı zamanda ne şekilde kullanıldığına bağlı olarak eğlenme, bilgi sahibi olma, özgürlük, aidiyet, huzur, mutluluk, kendine güven, kendini ifade etme, saygınlık, çekici hissetme gibi çok sayıda duyguyu da tatmin ediyor.
Eskiden, yani bir kaç sene önce, internet için sabit bir bilgisayar ve tabii evde, işyerinde veya internet cafe’de olmak gerektirdi. Mobil cihazlar ve özellikle akıllı telefonlar sayesinde artık mekandan bağımsızız. Heryerde, her zaman internete girebiliriz; isyerinde, okulda, sokakta, araçta.

Her an elimizin altında olması ve de çok işimize yaraması; giderek daha sık internete girmeyi, daha çok işimizi onunla yapmayı, hatta onsuz yapamamayı getirdi. İnternet zamanla alışkanlığa, hatta bir tür bağımlılığa dönüştü.
Peki nereye kadar? İnternet kullanımını günlük hayatımızdan çıkarmamak için neleri feda edebiliz. Boston Consultant Group’un son yıllarda yapılan global bir araştırmasına göre İngilizlerin % 65’i interneti alkole tercih ediyor. Rusların % 36’sı bir yıl arabalarını kullanmamaya razı, yeter ki internetleri kesilmesin. Japonların % 56’sı ise internet için cinsel hayatından vazgeçebileceğini söylüyor.
İşin ilginç yanı internetsiz hayatı bilen kuşakların internete, internete doğan genç kuşaklardan daha çok değer veriyor olmaları. Benzer şekilde gelişmekte olan ülkelerde internete gelişmiş ülkelerden daha çok değer veriliyor. Neden mi? Çünkü onlar internetsiz yaşam ile internetli yaşamı karşılaştırarak farkı görme, internetin yaşama getirdiği katma değeri ölçebilme şansına sahipler.Buna benzer olarak, Türkiye’de, Endonezya, Brezilya ve Rusya gibi gelişmekte olan diğer ülkelerde olduğu gibi, sosyal medya kullanım oranı ve internette geçirilen zaman gelişmiş ülkelere, örneğin ABD’ye göre daha fazla.
Avea Mobil Bağlantı Direktörü Baran YURDAGÜL, BAREM tarafından gerçekleştirilen Türkiyedeki internet kullanımı ile ilgili araştırma sonuçlarını paylaştı. “BAREM ile birlikte yılda 2 kez gerçekleştirdiğimiz İnternet Penetrasyon Takip araştırmasında internet kullanımını da inceledik. Türkiye’de iş dışı amaçla internet kullananların oranı % 56 ve artış trendi sürüyor. İnternet kullanıcılarının 3’te 2’si her gün en az bir kez iş dışı amaçla internete giriyor. Yine iş dışı amaçla bir haftada internete girme sayısı, mobil internet sayesinde, 2 yılda 2 katına, ortalama 11 keze çıktı. Her girişte kalış süresi ise 2 saatten biraz azalarak 100 dakikaya indi, bu haftada yaklaşık 18 saat demek. Bu süre Erkekler, 15-35 yaş grubundaki gençler, AB sosyoekonomik statü grupları ve Üniversite mezunları arasında biraz daha uzun”.

Internetin, özel hayatın gizliliği ve güvenlik açısından tehlikeleri hepimizin malumu ancak, özellikle çocuklar ve gençleri derslerinden ve sosyal yaşamdan kopararak gelişimlerine zarar verip vermediği yaygın olarak tartışılıyor.
Barem Başkanı Pervin Olgun bir kaç yıl önce gerçekleştirdikleri detaylı bir araştırmanın çarpıcı sonuçlarından bahsetti. “2011 yılında TTNet için yaptığımız 08-30 yaş medya tüketimi araştırmasında önce derinlemesine görüşmeler, ardından hedef gruplar ve aileleriyle fokus gruplar daha sonra kantitatif bölümde hedef gruplarla yüzyüze görüşmeler, günlük egzersizi ve akademisyenlerin katılımı ile testler yaptık. Tüm bunların sonucunda internetin çocuk gelişimine zarar değil yarar sağladığını gördük. Araştırmada interneti yoğun olarak kullanan çocukların kullanmayanlara göre hayal gücü, yaratıcılık, girişimcilik, olup bitenden haberdar olma, sosyalleşme, insanlarla yakınlık kurma, yüzyüze iletişim kurma, geniş kelime haznesi, kendini ifade edebilme, aykırı fikirleri paylaşabilme, kendine hedef koyma, planlı olma gibi, ebeveynlerin çocuk yetiştirirken önem verdikleri bir çok konuda korkulanın aksine daha başarılı oldukları ortaya çıktı”.

Internetin geleceği, daha çok iş dünyasını ve kamuyu hedef alsa da “herşeyin interneti” olarak özetleniyor. Özel hayatta internet mobil cihazlar ve akıllı televizyonlardan akıllı evlere, eşyalara, araçlara, giysilere, kısaca herşeye doğru yayılıyor.

Görünen o ki internetin bize vereceklerinin sınırı yok. Ne kadar verirse o kadar alıyoruz ve aslında kimse bağımlı olmaktan şikayetçi değil.

Nur UsluİNTERNET CANDIR !

İŞ DÜNYASI EN İTİBARLI ÜNİVERSİTELERİ SEÇTİ

graduate[1]_2

Araştırma sektörünün lider kuruluşlarından BAREM, iş dünyasına en itibarlı üniversiteleri sordu. 286 orta ve üst düzey temsilciyle yapılan araştırma sonucuna göre en itibarlı üniversiteler Koç ve Sabancı oldu.
Türkiye’de üniversitelerin itibarını ölçmek, devlet ve vakıf üniversiteleri arasındaki algı benzerlikleri ve farklılıkları ortaya çıkarmak amacıyla yola çıkan BAREM’in araştırmasına, 286 iş dünyası temsilcisi katıldı. Sonuçlara göre Koç ve Sabancı Üniversiteleri tüm performans alanlarında başarılı sayılarak itibar skalasında birinci sırada yer alıyor. Üniversiteleri sırasıyla ODTÜ, Boğaziçi, Bilkent, Galatasaray, Yeditepe, İTÜ, Özyeğin, Bilgi ve Bahçeşehir Üniversiteleri izliyor.

Eğitim ve yönetim ön planda
24-27 Şubat 2015 tarihler arasında Bilgisayar Destekli Web Görüşmesi yöntemiyle yapılan araştırma sonuçlarına göre üniversitelerin kamuoyu nezdinden itibarlı olması için “eğitim kalitesi” ve “yönetim anlayış” belirleyici unsurlar oldu.

Boğaziçi evrensel, ODTÜ çevreci
Araştırmada Koç ve Sabancı Üniversitesi girişimci, rekabetçi ve yenilikçi, Boğaziçi ve Galatasaray Üniversitesi evrensel ve seçkin, ODTÜ cesur, çevreci ve topluma duyarlı, Bahçeşehir ve Bilgi Üniversitesi özgün, öğrenci odaklı ve yenilikçi alanlarında öne çıkıyor.

Dünyayı takip edenler ön planda
Araştırma sonuçlarına göre bir üniversitenin kamuoyu nezdinde itibarlı olması için yönetmesi gereken ilk 3 konu ise şöyle: “Çok boyutlu ve bağımsız düşünce yeteneğiyle donanmış mezunlar yetiştirmek”, “Uluslararası düzeyde kaliteli eğitim verip, eğitimde dünya akımlarını takip etmek”, “Eğitimde uygulamaya önem verip öğrencilerini profesyonel yaşama hazırlamak.”

Toplumsal sorunlara duyarlı değiller
Araştırma sonuçlarına göre Türkiye’deki devlet ve vakıf üniversiteleri en kötü performansı “toplumsal sorunlara duyarlılık” konularında gösteriyor. Vakıf üniversiteleri “finansal istikrar”, devlet üniversiteleri ise “yetiştirdiği mezun niteliği” konularında ön plana çıkıyor.

Barem Stratejik Araştırmalar Yöneticisi Zafer Natan “Günümüzde itibar yönetimi artık şirketler kadar üniversitelerin de gündeminde yer alan önemli bir kriter haline gelmiştir. İtibar yönetimi, üniversitelere saygınlık kazanarak farklılaşma imkanı sağlarken aynı zamanda iş sonuçlarını da doğrudan etkilemektedir. Üniversitelerin aday öğrenciler ve velileri tarafından tercih edilmesi, öğrencileri için mezunu olmaktan gurur duyulması, kanaat önderleri tarafından takdir edilmesi ve iş dünyasıyla ortak projeler yürütmesi itibarın ana çıktısı olarak değerlendirilebilir.
Üniversitelerin itibar yönetimi stratejilerine yol gösterecek bu çalışmada, iş dünyası, üniversitelerin itibarını değerlendirirken öncelikle verilen eğitim kalitesine ve yetiştirilen mezunların niteliğine odaklanırken, finansal güç konusunun değerlendirmede daha az öneme sahip olduğu gözlemlenmektedir. Bir diğer önemli nokta ise araştırma kapsamında sorgulanan rasyonel kriterlerde vakıf üniversiteleri daha başarılı olurken, duygusal alanlarda aynı başarıyı sağlayamadıkları görülmektedir. Bu konu, önümüzdeki dönemde vakıf üniversiteleri için yönetilmesi gereken en önemli risk olarak öne çıkmaktadır”.

Nur UsluİŞ DÜNYASI EN İTİBARLI ÜNİVERSİTELERİ SEÇTİ

ALIŞVERİŞ MERKEZLERİNE EĞLENMEYE DE GİDİYORUZ

Sayıları hızla artan alışveriş merkezleri, alışverişin yanında bir yaşam merkezine dönüşmüş durumda. AVM’lerde artık her yaş grubuna hitap eden eğlence alanları, tercihlerde ilk sıralarda yer alıyor. Türkiye’nin öncü araştırma şirketi BAREM’in Tema İstanbul için yaptığı araştırmaya göre İstanbul’daki eğlence noktaları ayda 1.4 milyon kez ziyaret ediliyor.
Mayıs 2015 itibariyle sayıları 349’u bulan alışveriş merkezleri aynı sadece alışverişin yapıldığı bir alan değil; aynı zamanda bir yaşam merkezi. Son yıllarda inşa edilen AVM’ler, içlerinde oyun parkları, tiyatro, sinema ve konser salonlarını da barındırıyor. Buralarda çeşitli aktiviteler düzenleniyor. Alışverişi yapan ziyaretçiler aynı zamanda sinema ve tiyatroyu da tercih ediyor. Hatta doğrudan AVM’lerdeki oyun parklarını, konser salonlarını ziyaret için gelenler de var.
Ortalama 2.5 Saat Ayrılıyor
Etkinlikler 7’den 70 her yaş grubuna hitap ediyor. Alışveriş merkezleri böylece eğlence sektörüyle de dirsek temasında bulunuyor. Türkiye’nin önce araştırma şirketi BAREM tarafından Tema İstanbul için yapılan araştırmaya göre İstanbul’da ayda 1.4 milyon kez eğlence noktaları ziyaret ediliyor. 15-55 yaş arasında değişen ziyaretçilerin ortalama ziyaret süresi ise 2 saat 25 dakika. Eğlenme amaçlı çok ziyaret edilen alanlar sırasıyla; eğlence parkı üniteleri, sinemalar, çarpışan otolar ve bowling salonları. Ziyaretçiler böylece alışveriş keyfini eğlenceyle tamamlıyor.

Nur UsluALIŞVERİŞ MERKEZLERİNE EĞLENMEYE DE GİDİYORUZ

TÜRK HALKI ÜLKESİ İÇİN SAVAŞMAYA GÖNÜLLÜ

821729-mehmetcik-takipte

Araştırma sektörünün lider kuruluşlarından BAREM ve global ortağı WIN/GIA, Birinci Dünya Savaşı’nın 100. Yıldönümünde “Ülkeniz için Savaşır mısınız” konulu bir araştırma sonucu yayımladı. Türkiye halkası BAREM tarafından yapılan araştırmaya göre, ülkeleri bir savaşa girerse savaşmaya gönüllü olanların oranı 63 ülke için ortalama %60 iken Türkiye’den katılımcıların yüzde 73’ü “Ülkem için Savaşırım” dedi.

Türkiye halkası BAREM tarafından gerçekleştirilen WIN/ Gallup International 2014 Yılsonu Araştırması’nda 1. Dünya Savaşı’nın 100. Yılı olması nedeniyle “Ülkeniz için Savaşır mısınız” sorusu soruldu. Soruya ülkelerden ilginç cevaplar geldi. Tüm dünyadan 63 ülkenin katıldığı araştırmada, ülkeleri bir savaşa girdiğinde savaşmaya istekli olanların ortalaması %60 olarak çıktı. Savaşmayacaklarını söyleyenlerin oranı ise %27 oldu. Kararsızlar da var.

Türkiye’de her kesimde gönüllü oranı dünya ortalamasının üstünde

BAREM, araştırma kapsamında CATI (Bilgisayar Destekli Telefon Görüşmesi) yöntemiyle 12 ilde 18 yaş ve üzeri Türkiye nüfusunu temsil eden 1000 kişiyle görüştü. Araştırmaya katılan kişiler dünya ortalamasının üzerinde bir oranla, %73 ile Türkiye’nin olası bir savaşa girmesi durumunda savaşmaya hazır olduğunu belirtti.

Türkiye sonuçları yaş, cinsiyet, eğitim gibi demografik özelliklere göre incelendiğinde Türkiye bir savaşa girerse her demografik kesimin dünya ortalamasının üstünde gönüllü olduğu görülüyor.

En çok istekli gruplar

  • Erkekler (% 77),
  • 45-54 yaş grubu (% 81) ve 18-24 yaş (% 77),
  • Öğrenciler (% 78),
  • İlkokul ve daha düşük eğitimli kesim (% 80),
  • C1 ve DE (% 78) sosyoekonomik statü grupları,
  • İzmir’de yaşayanlar (% 78)

En az istekli gruplar

  • Kadınlar (% 69),
  • 55 yaş üstü (% 67),
  • Emekliler (% 68),
  • Üniversite ve üzeri eğitimliler (% 63)
  • AB sosyoekonomik statü grubu (% 67)
  • İstanbul’da yaşayanlar (% 69)

Ortadoğu ve Kuzey Afrikalılar Ülkeleri İçin Savaşmaya Hazır

 “Ülkem için savaşırım” diyenlerin oranı Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da yüzde 77’ye ulaşırken, Asya yüzde 71’le ikinci bölge oldu. Batı Avrupa ülkelerinin yarısından fazlası ise yüzde 53 oranı ile ülkeleri ve bayrakları için mücadele etmeyeceklerini söyledi.

Dünya genelinde 63 ülkede yapılan anket sonuçlarına göre katılımcıların ABD’de yüzde 44’ü, İngiltere’de yüzde 27’si Fransa’da yüzde 29’u ve Almanya’da yüzde 18’i ülkeleri için mücadele edebileceğini söyledi. Yaygın olarak tarafsız kalmayı seçen İsviçre halkı ise yüzde 39 evet cevabı ile ülkesi için savaşmaya hazır olduğunu söyledi. İkinci Dünya savaşından sonra uzun yıllar askeri faaliyetleri sınırlanan Japonyada ise bu oran yalnızca % 11 oldu.

Ülkesi için savaşmaya en az istekli olan ülke ise yüzde 68 hayır cevabı ile İtalya oldu.

Nur UsluTÜRK HALKI ÜLKESİ İÇİN SAVAŞMAYA GÖNÜLLÜ

YERLİ OTOMOBİL DEVRİM ARABALARI V2 Mİ OLACAK, YOKSA…?

Ima

Hükümetin “Yerli Otomobil” projesi Türkiye”de 60”larda yaşanan “Devrim Arabaları” olayını hatırlatıyor. Çok farklı koşullarda gerçekleşecek olsa da bu defa başarılı bir markamızın olması, o zaman yapılan hataların tekrarlanmamasına bağlı. Bu bağlamda tüm tarafların bu otomobile inanmasını çok önemsediğimizden eksik taraf olarak gördüğümüz tüketicilerin düşüncelerini aldık. Sonuç : Yerli otomobile tüketiciden yeşil ışık, kaliteli, özellikli ve ekonomik olması koşuluyla. Geçen yıl 600 bin adet otomobil üretimine ulaşıldı. Kendini kanıtlamış üretim tesisleri, oturmuş yan sanayii ve yeterli kapasitesi ile parlak üretim ortamı global otomobil markalarını Türkiye”de üretime çekiyor. Tasarım ve ürün geliştirme için şimdilik 4 bin kişinin çalıştığı Ar-Ge birimleri de Türkiye”nin elini güçlendiriyor. Ancak hala yerli bir markamız yok. İktidarın yerli otomobil projesi bu anlamda zamanında bir girişim gibi görünüyor. Peki ya tüketici? Acaba Türkiye”de bu otomobilleri satın alması beklenen tüketici yerli otomobil konusunda ne düşünüyor? Devrim Arabaları filmini hatırlarsınız. Çok değil, iki yıl önce sinemalarda gösterilen film, 1961 yılında Cemal Gürsel”in emriyle başlatılan ve 23 mühendisin inanılmaz bir azimle çalışarak 130 günde 29 Ekim törenlerine yetiştirdikleri ilk yerli otomobillerin üretim sürecini anlatıyordu. O zaman çeşitli nedenlerle seri üretime geçemeyen yerli otomobil konusu elli yıl sonra tekrar gündemde. Üstelik gene iktidarın isteğiyle. Türkiye”nin 60”larda başlayan otomobil imalat serüveni başarıyla devam ediyor. Koşullar elli yıl öncesinden çok farklı tabii. Sektördeki global yapı kadar Türkiye”nin bu alandaki konumu da çok değişti. Otomotiv (Kara, deniz, hava taşıtları ve yan sanayii) Türkiye”nin en büyük ihracat kalemi. OSD (Otomotiv Sanayii Derneği) yıl sonu raporuna göre, 2010 yılında; üretim bir milyon yüz bine, iç pazar 800 bine, ihracat 750 bine dayandı. Otomobil için de sayılar epey heyecan verici görünüyor. 2010 yılında 500 bini aşan otomobil pazarının % 69”u ithal olsa da üretilen 600 binin üzerinde otomobilin % 73”ü, 440 bini ihrac edildi. Ancak birim, adetten dövize geçince 2010 yılında en büyük ihracat pazarımız olan Avrupa”da krizin etkilerinin sürmesi nedeniyle, ihracatın ithalatı karşılama oranı genel olarak otomotivde % 3”e otomobilde ise % -9”a düştü. Yani onca otomobil ihracatı malesef bugün için ithalatı karşılamıyor. Ancak görünen, parlak bir gelecek. Ölçek ekonomisi için üretim kapasitesi giderek artıyor. Türkiye”de üretilen araçların kalitesi artık dünyada otomotiv profesyonelleri tarafından sorgulanmıyor. Üstelik ciddi Ar-Ge yatırımları ve bu alanda çalışan 4 bin uzman ile üretim dışında ürün geliştirme konusunda da iddia sahibi olmak hedefleniyor. Hiç mi sorun yok Şeytanın avukatlığını yapmak gerekirse konuyla ilgili bir kaç soru sorulabilir tabii. Öncelikle Küresel İklim Değişikliği sorunu için otomobilin yaygınlaştırılması yerine toplu taşımaya öncelik verilmesi gerekmez mi? Gelecek nesillere yaşanacak bir dünya yaratmak için yerli otomobil yeşil olacak, değil mi? Yoksa fosil yakıtlı ve eski teknolojili araçlardan mı bahsediyoruz? Hani, Ar-Ge yatırımları ne oldu diyebiliriz ! İkinci soru devlet elindeki üretim kurumlarını verimsizlik nedeniyle yabancı firmalara satarken, özel sektörden yerli marka otomobil için elini taşın altına koymasını istemesi anlamlı mı? Yurtdışında bir çok markaya olduğu gibi bizde de yerli otomobile Ar-Ge ve üretim için devlet desteği gelecek mi? Evet ise, nerde kaldı Liberal ekonomi? Bir de tabii işin Türkiye olarak çok zorlandığımız pazarlama ve markalaşma kısmı var. Bu alanın da devlet desteğini hakettiğini ve gerçek uzmanlara bırakılması gerektiğini düşünüyoruz. Yerli otomobil”e inanıyor muyuz? Peki, otomobil satın almayı planlayanlar bu konuda ne düşünüyor? Öyle ya, proje gerçekleşir ve yerli otomobiller üretilmeye başlanırsa ilk ve en büyük pazar Türkiye olacak herhalde. Barem Research olarak Ekim 2011”de, otomobil satışlarının yüksek olduğu 6 ilimizde, önümüzdeki üç yıl içinde otomobil satın almayı planlayan 330 kişi ile bir araştırma gerçekleştirdik. Görüştüğümüz kişiler çoğunlukla erkek, yalnızca 8”de biri kadın. Çoğunluk 35-49 yaş grubunda (% 44), 3 kişiden biri 18-34 yaş grubunda. Bu kişilerin yarıya yakın kısmı bir yıl içinde otomobil satın almayı planlıyor. Görüşülen kişilerin % 58”i Yerli Otomobil projesini biliyor. Bu oran cinsiyet ve yaş grupları açısından benzer, ancak iller bazında farklılaşıyor. Bilenlerin oranı en yüksek Istanbul”da (% 69). Çoğunluk yerli markalı bir otomobilin yalnızca Türkiye”de satılacağını (% 56) düşünüyor. Komşu ülkelerde de satılır diyenler % 26. Kalan % 18”lik bir gruba göre ise yerli markalı bir otomobil tüm dünyaya satılabilir. Üç kişiden ikisi yerli markalı bir otomobilin fiyatının yabancı benzerlerinden daha ucuz olacağını düşünüyor. Daha pahalı bir fiyat bekleyenler yalnızca % 3. Çoğunluk yerli markalı bir otomobilden yabancı benzerleriyle aynı kalite (% 53) ve aynı ürün özelliklerini (% 58) bekliyor. Kısaca aynı seviyedeki yabancı otomobillerle karşılaştırıldığında yerli otomobilden ilginç bir şekilde ; benzer ürün özellikleri, benzer kalite ve fakat daha ucuz fiyat bekleniyor. Üreticilerin işi pek kolay değil. Ancak, iyi haber de var, görüştüğümüz 3 kişiden ikisi yerli otomobili alabileceğini söylüyor. Yerli otomobilin hem iç pazardaki ithalatın bir kısmını karşılayacağını hem de 60 milyon adetlik dünya pazarından hak ettiği payı alacağını umuyoruz.

ozmen kayaYERLİ OTOMOBİL DEVRİM ARABALARI V2 Mİ OLACAK, YOKSA…?

DEPREM HAZIRLIĞINDA SINIFTA KALDIK !

No comments
Barem Research’ün araştırmasına göre Kocaeli depreminin üstünden oniki yıl geçmesine rağmen on kişiden yedisi bugüne kadar deprem için özel bir hazırlık yapmamış. Barem Research 1999 yılından beri unutmadığımız ve Van depremiyle tekrar gündeme oturan kabusumuzu sorgulandı. Araştırma Türkiye kent-kır temsili 1.021 kişi ile CATI (Bilgisayar yardımlı telefon görüşmesi) yöntemiyle yapıldı. Görüşülen kişilerin yalnızca yarısı (% 52) oturduğu evin depreme dayanıklı olduğunu düşünüyor. Sosyoekonomik statü yükseldikçe evet diyenler de artıyor. Depremden korunmak için alınan önlemler sorulduğunda görüşülen kişilerin % 71’i hiç bir şey yapmadığını söyledi. Yapılanlar arasında Deprem sigortası (% 12), Mekan kuvvetlendirme çalışmaları (% 10), Evin içindeki eşyalı sabitlemek (% 8) ve deprem çantası hazırlamak (% 5) var.
Nur UsluDEPREM HAZIRLIĞINDA SINIFTA KALDIK !