All posts tagged: CAWI

Dünya da Türkiye de Garantici


Barem’in, global ortağı WIN&GIA ile birlikte gerçekleştirildiği global araştırma insanların genel olarak maddi anlamda garantici olduğunu gösterdi.

Kumar3

Araştırmada görüşülen kişilere, hane gelirlerini yüzde 50 artırma garantisi ile, hane gelirlerini 2 katına çıkarmak için yüzde 50 şans verme arasında seçim yapmaları istendi.

Dünyada (yüzde 62) ve Türkiye’de (yüzde 64) çoğunluk yüzde 50 artırımı yeterli buldu.

Gelirini iki katına çıkarmak üzere yüzde 50 şansı kabul edip bir çeşit kumar oynayanlar Dünyada (% 25) ve Türkiye’de (%24) benzer oranlarda azınlıkta kaldı. Cevabı bilmeyen, cevap vermeyen veya uygulanabilir bulmayan % 12-13 gibi bir kitle de oldu.

Dört kişiden birinin risk almaya yatkın olduğu Dünyada, eğilimin biraz daha yüksek olduğu gruplar şu şekilde özetlenebilir.

Erkekler (% 26) kadınlara (%24) göre, Gençler (34 yaş ve altı – % 29) ileri yaştakilere (55 yaş ve üstü – % 20) göre risk almaya daha yatkınlar.

Güney (% 37), Batı (% 31) ve Doğu (% 31) Asya ile Latin Amerika (% 36) gelirini 2 katına çıkarmak için % 50 şansı kabul edenlerin en fazla oranda olduğu bölgeler.

Gelir seviyesi de risk almayı etkiliyor. Ülkeler içinde Düşük gelirliler (% 27), Yüksek gelir grubuna göre (% 24) biraz daha gözü karalar.

Az gelişmiş ülkelerde yaşayanlar (% 28) riske zengin ülke vatandaşlarına (% 12) göre çok daha yakınlar.

Din açısından bakıldığında Hindular (% 43) ve Budistler (% 34) risk almada başı çekiyorlar. Onları Müslümanlar izliyor (% 28)

Araştırma, Kasım 2015’te, 66 ülkede 64.800 kişi ile görüşülerek gerçekleştirildi. Görüşmeler ülkelere göre en uygun yöntemle (yüz yüze, telefonla veya online) ve ülke demografisini temsil eden örneklemlerle yapıldı. Türkiye’de CATI (Bilgisayar Destekli Telefon Görüşmesi) yöntemiyle 1027 kişi görüşüldü.

Nur UsluDünya da Türkiye de Garantici

MOBİL ÇALIŞMA ÖZGÜRLÜK MÜ, YOKSA…

steve-strauss-mobile-office_2

Mobil cihaz kullanımının yaygınlaşmasıyla birlikte iş dünyasının yeni trendi mobil çalışma oldu. Bir yandan işverene sağladığı tasarruf olanağı, diğer yandan mesainin 7/24’e kadar genişlemesi nedeniyle artıları ve eksileri sıklıkla tartışılıyor. BAREM’in, çeşitli kademelerden yöneticilerle yaptığı araştırmaya göre ayda ortalama 4 gün mobil çalışan yöneticilerin yalnızca beşte birinin aklına mobil çalışma denince özgürlük geliyor.

Son yıllarda mobil cihazların artması ve internete bağlanılabilecek alanların çoğalmasıyla mobil çalışma, yani iş saatlerinde işyeri dışında çalışma, popüler hale geldi. Kafeler laptoplarıyla çalışan, yollar laptop taşıyan, ulaşım araçları tabletinden iş maillerini kontrol eden ve cep telefonuyla iş konuşan insanlarla dolu. Bu durum, Türkiye’de iş hayatının bir bölümünün mobile uyum sağladığını gösteriyor.

Mobil çalışmanın; bulunulan sektöre, çalışan kişinin departman ve pozisyonuna, işin online platformdan yönetilip yönetilmemesine, entelektüel kapasite ve sermayeye bağlı olduğu, iş akışını değiştirmek yerine akışı izlemeye daha uygun olduğu, kriz yönetimi için pek de elverişli olmadığı şeklinde görüşler var.

Türkiye’nin öncü araştırma şirketi BAREM, Türkiye’de hızla yaygınlaşan mobil çalışma konusunu araştırdı. Ağustos 2015’te CAWI (Bilgisayar Destekli Web Görüşmesi) yöntemiyle yapılan araştırmaya çeşitli sektörlerde çalışan 70 üst düzey, 95 orta düzey ve 41 ilk kademe olmak üzere toplam 206 yönetici katıldı. Bu yöneticilerin 82’si kadın, 124’ü erkek. Çalışmada 35 yaşın altında 67, 35-50 yaş arasında 116 ve 50 yaş üstünde 23 kişi yer aldı. Görüşülen 137 kişi için şirketleri mobil çalışma olanağı sağlıyor, 69 kişi için ise sağlamıyor.

Çalışana Esneklik, İşverene Tasarruf
Yöneticilere mobil çalışmayı en iyi ifade eden ilk üç kavram sorulduğunda ilk sırayı esneklik aldı. Bir yandan esneklik (yüzde 57), sorumluluk (yüzde 38) ve etkin teknoloji kullanımı (yüzde 30) mobil çalışmayı tariflerken, diğer yandan verimlilik artışı (yüzde 41) ve maliyet tasarrufu (yüzde 29) gibi avantajlar öne çıkıyor. Bu kavramları özgürlük (yüzde 25) izliyor. Mobil çalışma olanağı bulamayan yöneticilerin üçte biri için mobil çalışma özgürlük ifade ederken, mobil çalışan yöneticiler arasında bu oran beşte bire iniyor.

Aile ile Zaman Geçirme Avantajı
Araştırmaya katılan 4 yöneticiden 3’ü işyeri dışında çalışan bireylerin zaman planlaması yapabilmesini önemli görüyor. Mobil çalışmanın aile ile daha çok zaman geçirme olanağı vermesi (yüzde 66) ve iş stresini azaltıyor olması (yüzde 58) çalışanlar için önemli birer avantaj. Bu konudaki sıcak tartışmalardan biri de her saat ulaşılır olmaktan rahatsızlık duymakla ilgili. Araştırmaya göre rahatsız olanlar (yüzde38) ve olmayanlar (yüzde 39) benzer oranlarda.

Yöneticiler İçin Mesai 7/24
Firmasının mobil çalışma olanağı sağlamadığını söyleyen yöneticiler, bu olanağa sahip yöneticilerle hemen hemen aynı yüksek oranlarda iş saatleri dışında müşterilerinden veya yöneticilerinden gelen telefonlara, maillere bakıp cevap veriyor. Yöneticiler mesai saatleri dışında veya tatilde de iş telefonlarını asla kapatmıyor.
Sunduğu tüm imkanlar aynı olduğunda haftanın bazı günleri sabit çalışma saatlerine sadık kalarak ofis içinde, bazı günleri de mobil olarak ofis dışında istediği bir yerde (evde, kafede, vb.) çalışabileceği şirketleri tercih edenler, mobil çalışma olanağı olsun veya olmasın dörtte üç gibi çok yüksek oranlarda. Bu oran firmaların mobil sisteme geçmeyi planlaması için çok sağlam bir destek olarak görünüyor. Aslında esnek çalışma yöntemini tercih eden yöneticiler bu olanağa sahip de olsalar, konumları nedeniyle her zaman ofis dışında çalışma imkanları olmuyor. BAREM’in görüştüğü yöneticiler ortalama haftada ancak bir gün dışardan çalışabiliyorlar. Satış ve pazarlama mobil çalışmaya en uygun bulunan departmanlar.

Yaş ve Kademe Arttıkça Ulaşılabilirlik Artıyor
Mesai saatleri dışında, haftasonları ve tatillerde müşteri ve yöneticilerinden gelen telefon ve mailleri açan ve cevap verenlerin oranı yaş ve kademe yükseldikçe artıyor. Benzer şekilde her zaman ulaşılır olmaktan rahatsız olmak da yaş ve kademe düştükçe artıyor. Bu durum; işe önem verme, sorumluluk sahibi olma gibi özelliklere dayandırılabilir ancak bu noktada 35 yaş altı jenerasyonun çalışma ve özel hayatı ayırma tercihinden de kaynaklanabileceğiniz gözardı etmemek gerekir.

Nur UsluMOBİL ÇALIŞMA ÖZGÜRLÜK MÜ, YOKSA…

İŞ DÜNYASI EN İTİBARLI ÜNİVERSİTELERİ SEÇTİ

graduate[1]_2

Araştırma sektörünün lider kuruluşlarından BAREM, iş dünyasına en itibarlı üniversiteleri sordu. 286 orta ve üst düzey temsilciyle yapılan araştırma sonucuna göre en itibarlı üniversiteler Koç ve Sabancı oldu.
Türkiye’de üniversitelerin itibarını ölçmek, devlet ve vakıf üniversiteleri arasındaki algı benzerlikleri ve farklılıkları ortaya çıkarmak amacıyla yola çıkan BAREM’in araştırmasına, 286 iş dünyası temsilcisi katıldı. Sonuçlara göre Koç ve Sabancı Üniversiteleri tüm performans alanlarında başarılı sayılarak itibar skalasında birinci sırada yer alıyor. Üniversiteleri sırasıyla ODTÜ, Boğaziçi, Bilkent, Galatasaray, Yeditepe, İTÜ, Özyeğin, Bilgi ve Bahçeşehir Üniversiteleri izliyor.

Eğitim ve yönetim ön planda
24-27 Şubat 2015 tarihler arasında Bilgisayar Destekli Web Görüşmesi yöntemiyle yapılan araştırma sonuçlarına göre üniversitelerin kamuoyu nezdinden itibarlı olması için “eğitim kalitesi” ve “yönetim anlayış” belirleyici unsurlar oldu.

Boğaziçi evrensel, ODTÜ çevreci
Araştırmada Koç ve Sabancı Üniversitesi girişimci, rekabetçi ve yenilikçi, Boğaziçi ve Galatasaray Üniversitesi evrensel ve seçkin, ODTÜ cesur, çevreci ve topluma duyarlı, Bahçeşehir ve Bilgi Üniversitesi özgün, öğrenci odaklı ve yenilikçi alanlarında öne çıkıyor.

Dünyayı takip edenler ön planda
Araştırma sonuçlarına göre bir üniversitenin kamuoyu nezdinde itibarlı olması için yönetmesi gereken ilk 3 konu ise şöyle: “Çok boyutlu ve bağımsız düşünce yeteneğiyle donanmış mezunlar yetiştirmek”, “Uluslararası düzeyde kaliteli eğitim verip, eğitimde dünya akımlarını takip etmek”, “Eğitimde uygulamaya önem verip öğrencilerini profesyonel yaşama hazırlamak.”

Toplumsal sorunlara duyarlı değiller
Araştırma sonuçlarına göre Türkiye’deki devlet ve vakıf üniversiteleri en kötü performansı “toplumsal sorunlara duyarlılık” konularında gösteriyor. Vakıf üniversiteleri “finansal istikrar”, devlet üniversiteleri ise “yetiştirdiği mezun niteliği” konularında ön plana çıkıyor.

Barem Stratejik Araştırmalar Yöneticisi Zafer Natan “Günümüzde itibar yönetimi artık şirketler kadar üniversitelerin de gündeminde yer alan önemli bir kriter haline gelmiştir. İtibar yönetimi, üniversitelere saygınlık kazanarak farklılaşma imkanı sağlarken aynı zamanda iş sonuçlarını da doğrudan etkilemektedir. Üniversitelerin aday öğrenciler ve velileri tarafından tercih edilmesi, öğrencileri için mezunu olmaktan gurur duyulması, kanaat önderleri tarafından takdir edilmesi ve iş dünyasıyla ortak projeler yürütmesi itibarın ana çıktısı olarak değerlendirilebilir.
Üniversitelerin itibar yönetimi stratejilerine yol gösterecek bu çalışmada, iş dünyası, üniversitelerin itibarını değerlendirirken öncelikle verilen eğitim kalitesine ve yetiştirilen mezunların niteliğine odaklanırken, finansal güç konusunun değerlendirmede daha az öneme sahip olduğu gözlemlenmektedir. Bir diğer önemli nokta ise araştırma kapsamında sorgulanan rasyonel kriterlerde vakıf üniversiteleri daha başarılı olurken, duygusal alanlarda aynı başarıyı sağlayamadıkları görülmektedir. Bu konu, önümüzdeki dönemde vakıf üniversiteleri için yönetilmesi gereken en önemli risk olarak öne çıkmaktadır”.

Nur UsluİŞ DÜNYASI EN İTİBARLI ÜNİVERSİTELERİ SEÇTİ